Yazan: Fulya KAYA TEZEL

“İnsan dolu bir odaya girdiğimde kızarmaya başlıyorum, sanki herkesin gözü üzerimdeymiş gibi geliyor. Tek başıma bir köşede durmaktan utanıyorum ama kimseye söyleyecek tek bir söz bile bulamıyorum. Bu çok aşağılayıcı bir durum. Bir an evvel bitmesini istiyorum, oradaki hiç bir şeye konsantre olamıyorum. Böyle anlarda uçup yok olmak isterdim”

“Herhangi bir sosyal durum bende inanılmaz bir korku yaratıyor. Daha evden çıkmadan endişelenmeye başlıyorum ve okula yaklaştıkça heyecanım giderek artıyor. Karnıma ağrılar giriyor. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oluyor. Avuç içlerim sırılsıklam oluyor bazen. Bazen bedenimi bile hissetmiyorum, sanki içinde değilmişim gibi..”

“İşime yürüyerek gidiyorum ve her gün yanından geçtiğim park yüzünden yolumu değiştirmek zorunda kaldım. Çok daha uzun sürüyor böyle ama en azından kalabalığın ortasından geçmek zorunda kalmıyorum. O parkın içinden geçmek ölüm gibiydi. Herkes bana bakıyordu, bu yüzden dengemi yitirip yürümeyi bile beceremiyordum”

Yukarıda okuduklarınız sosyal anksiyete bozukluğunda en sık işitilen şikâyetlerden yalnızca birkaçı. Eski ismiyle sosyal fobi yeni ismiyle sosyal anksiyete (kaygı) bozukluğu gittikçe daha çok insanın hayatını çekilmez hale getiriyor.

Anksiyete kaygı demek. Sosyal anksiyete de adından anlaşılacağı üzere sosyal durumlar karşısında yaşanan aşırı kaygı halini tarifliyor. Sosyal anksiyetede kişiyi kaygılandıran şey tanımadığı insanlarla biraraya gelmek, ya da kalabalık içinde bir eylemde bulunmaktır. Kişi gözlerin üzerinde olabileceği durumlardan korkar. Bu tip durumlarda zihnini diğer insanlar tarafından “izlenildiği, yargılandığı ve eleştirildiği” düşünceleri kaplar. Bu düşünceler kişinin girdiği her tür sosyal ortamda tetiklenebileceği gibi, sadece belirli sosyal durumlarda da ortaya olabilir. Sık karşılaşılan özel durumlardan birkaçı şöyle;

- Yeni biriyle tanıştırılma
- Telefon konuşması yapma
- Bir grup karşısında konuşma, sunum yapma
- Karşı cinsle konuşma - İnsanların içinde yemek yeme
- İltifat etme, iltifat alma - Partiye gitme, buluşmalara katılma
- Dikkat odağı olma

Sosyal anksiyetesi olan kişiler diğer insanlarla birlikteyken sürekli olarak küçük duruma düşeceği, yanlış bir şey söyleyeceği ya da yapacağı, diğerleri tarafından aşağılanacağı ya da yanlış tanınacağı gibi olumsuz beklentilere sahiptir. Bu olumsuz beklentiler kişinin kaygı belirtileri göstermesine neden olur. Yaşadığı kaygı da kendini ifade etmesini daha da güçleştirir.

İşyeri, okul, toplantı, buluşma ya da alışveriş gibi durumlarda sosyal anksiyetesi olanlar herkesin onları izlediğini, davranışlarını yargılayıp eleştirdiklerini düşünürler. Aslında bir yandan bunun doğru olmadığını, sıklıkla kendilerinin durumu abarttığını bilseler de böyle düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Bu düşünceler neredeyse otomatik olarak tetiklendiğinden kaygılarını kontrol edemezler. Aslında etrafta başkaları varsa neredeyse hiçbir zaman tam olarak gevşeyemez ve rahat olamazlar. Onlar için en zor durumlardan biri de otorite figürü diyebileceğimiz üst pozisyondaki (patron, müdür vb.) kişilerle görüşmektir. Örneğin Sosyal anksiyete yaşayan kişi için iş görüşmesine gitmek ölüm gibidir.

Tüm bu bilgiler ışığında sosyal anksiyete yaşayan kişilerin mutlu olmakta ne kadar zorlandıklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Özellikle bireyselliğin ön planda olduğu, insanlardan girişken ve sosyal olmalarının beklendiği batı kültüründe sosyal anksiyete oldukça ciddi bir problemdir. Günümüzde batı toplumlarındaki bu beklentinin gittikçe yaygın hale geldiğini görüyoruz. Çocuklarımızı daha en başından sosyal, konuşkan, girişken hatta baskın karakterler olarak yetiştirme çabasına giriyoruz. Çocuğunun isteklerini ifade edememesi ya da sosyalleşememesi ebeveynlerin en büyük kâbuslarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak anne babaların bu çabalarına rağmen sosyal anksiyete hiç de azımsanacak oranlarda değil. Toplumda % 3-13 sıklığında görülmekte. Dünya üzerinde ise milyonlarca kişinin bu rahatsızlıktan muzdarip olduğu bilinmekte.

Oldukça yaygın olmasına rağmen maalesef sosyal anksiyete televizyon, gazete ve dergi olmak üzere genel olarak medyada bilgilendirici şekilde yer almamakta. Yalnızca bazı film ve dizilerde, sosyal durumlarda yaşanan aşırı endişe ve beceriksizlik halleri komedi unsuru olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla sosyal anksiyete yaşayıp da bunun hakkında hiçbir şey duymayan/ bilmeyen kişiler bu belirtileri yaşayan tek insanın kendileri olduğunu ya da kendileri gibi çok az insan olduğunu ve gülünç algılandıklarını düşünebilirler. Bu da onları artan bir yalnızlık ve çaresizliğe iter.
Çözüm yolu....

Her insan bazı ortamlarda ve belirli insanlar karşısında bir derece heyecan ya da huzursuzluk duyabilir. Bu gayet normaldir ve beyninizin yeni ve tanıdık olmayan çevreye uyum gösterme çabasının bir işaretidir. Ancak bu durum çok sık yaşanıyorsa, kaygı düzeyi kişinin baş edemeyeceği düzeye ulaşıyorsa ve bu yüzden kişi sosyal durumlardan kaçınmaya başladıysa burada iyileştirilmesi gereken bir anksiyete problemi söz konusudur.


Sosyal anksiyetede bu güne kadar birçok terapi tekniği kullanılmıştır ancak günümüzde en etkili terapi yönteminin bilişseldavranışçı terapi olduğu bilinmektedir. Tedaviye sıklıkla ilaç kullanımı da eklenmektedir. Araştırmalar sosyal anksiyetede tedavi alan kişilerin %80'inin iyileştiğini göstermektedir fakat tedaviye başvuran kişi sayısı oldukça azdır. Çünkü herhangi bir uzmana gitmek de sosyal anksiyete yaşayanlar için oldukça kaygı vericidir. Herhangi bir psikolog ya da psikiyatrist de onlar için yeni ve yabancı bir kişidir ve genellikle uzmanlar otorite figürü olarak algılandığından kaygıları katlanarak artmaktadır. Bu durumda, tedavi ortamı onlar için rahatlatıcı olmaktan çok uzaktır. Kendilerini ekstradan rahatsız etmemek için de tedavi başvurusunda bulunmazlar. Bu nedenle sosyal anksiyete toplumun “gizli” problemidir.

Genellikle kişi hiç kimseden destek almaksızın kendi kendini tedavi etmeye çalışır, rahatlamak için alkol, uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanımına da başvurabilir. Bu nedenledir ki diğer psikolojik rahatsızlıklara oranla sosyal anksiyeteye internet forumlarında daha sık rastlanmaktadır. İnternetin sosyal anksiyetesi olanlar için değeri paha biçilemezdir. Çünkü internet bir yandan korkularından uzak bir şekilde sosyalleşmeleri için uygun ortamı sağlarken diğer yandan da kendileriyle aynı sıkıntıyı paylaşan kişilerle iletişime geçmelerine olanak verir. İnternet, sosyal anksiyete hakkında bilgi edindikleri bir kaynak olarak da kullanılır.

Ancak tedavi konusunda internette “yetersiz ve kimi zaman yanlış” bilgilendirmeler bulunmaktadır. Bunları uygulayan kişi bir ilerleme sağlayamayınca umutsuzluğa düşer. Bu nedenle genel olarak internet kullanımının sosyal anksiyeteyi hem pekiştirdiğini hem de yetersiz iyileşme önerileriyle iyileşmeye dair inancı baltaladığını düşünmekteyim. Bu noktada kişinin sıradan durumlarda yaşadığı bu yoğun ve sıradan olmayan kaygısını anlayabilecek deneyimli bir terapistle çalışması büyük önem taşımaktadır.

Rahatlık ve içtenlik dileklerimle,

Uzman Psikolog Fulya Kaya Tezel