Çift Terapisi

Çift Terapisi

Çift Terapisi, ruh sağlığı alanına yeni girmiştir. Din adamına danışma geleneğinden kaynaklanmıştır. Aile rehberliği hareketinin bir parçasıdır. İlk hedefi, evli çiftlerin sıkıntılı zamanlarda ilişkiyi idare etmesine yardım etmektir.

Çift Terapisi seanslarında, partnerlerin ilişkide nereye gitmek istedikleri tespit edilir ve eşlerin birbirlerini suçlama döngüsü durdurulur. Her eş için diğerinin ne dediği, her birinin diğerini nasıl yanlış anladığı ve farkına varmadan birbirlerinin düğmelerine nasıl bastıkları yorumlanır. Eşler, ihtiyaçlarını daha açık şekilde dile getirmeleri konusunda teşvik edilir.


EVLİLİK ve TARİHİ

Kayıtlara göre antik çağlarda evlilik ve aile, toplumun köşe taşları olarak kabul edilirdi. Aile, toplumun hedeflerini yerine getirerek kültür aktarmak ve sürekliliği sağlamak için ana araç olarak görülürdü. Bu yüzden evliliğe, dini ve diğer kurumlar tarafından tören, kural ve sınırlanmalar eklenmiştir.

Eğer boşanmaya, evlilik beklentilerinin bir barometresi olarak bakılırsa, boşanmanın sınırlandığı zamanlarda, evliliğin kişisel memnuniyet sağlamasının beklenmediği açık hale gelir.

Öte yandan boşanma hakkındaki kurallar gevşek olduğunda evliliğin kişisel beklentileri yükselir ve eşe yönelik psikolojik ve duygusal talepler artar.

Sanayi Devrimi'nden önce boşanma kesinlikle yasakken, eşler arasındaki duygusal bağlar sağlam değildi. Eşler, genel olarak tek cinsli, ayrı dünyalarda bulunmaya eğilimliydi. Evlilik memnuniyetinin düşük olması, eşlerin beklentilerinin de düşük olmasıyla dengeleniyordu, böylece aile istikrarı sağlanıyordu.

Ortaçağ toplum ilişkileri ve kurumları bireyin sosyal-duygusal ihtiyaçlarının çoğunu sağlar ve bütün olarak aileye destek verirken erken endüstriyel toplum ailesi, daha kendine bel bağlayan ve kendi içinde talepkar olmaya zorlandı. Sanayi Devrimi ile evlilik üzerinde derin etkiye sahip olacak olan bireycilik fikrinin de yükselişine sebeb oldu. Ondokuzuncu yüzyılın başlarında , bireyin kişisel hazzını gerçekleştirme çabasındaki arayış evlilik ilişkilerinde gelişen çatışmalara kapı açtı. Görev ve özveriye dayanan evlilik kurumu, kişisel tatmin fikrinin ağır basmasıyla kendi içindeki dengelerin bozulması sonucuyla karşı karşıya kaldı.

Yiminci yüzyıla girerken, bireylerin tüketiciye dönüşmesi, haz güdülü ekonominin ortaya çıkışı, aile üzerinde baskının artışına yol açtı. Yeni evlilik kurumu, evin güvenli cennet olmasına ek olarak ‘iyi yaşam'ın tapınağı olmasıydı. Bu sınırsızlık, gerçek aşk ve mutluluk ile heyecan dolu bir gelecek sözü verdi.

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığında evlilik stresi ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oldu. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatmin eksikliği gibi yeni nedenlerle boşanmalarda giderek artış görüldü.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, romantik aşk, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu.

Uzun bir liste!

Halihazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerin gösterir. Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılın ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.

MUTLU EVLİLİKLERİN GİZLİ SİLAHLARI

Mutlu evliliklerin temelinde derin bir dostluk ilişkisini kurabilmek yatar. Karşılıklı saygı ve birbirine eşlik etmekten keyif almak. Bu çiftler genelde birbirlerini yakından tanır, birbirlerinin hoşlanıp hoşlanmadığı şeylere, kişilik kusurlarına, umutlarına ve düşlerine aşinadırlar. Birbirlerini her zaman düşünür ve bu düşgünlüğü küçük vesilelerle dile getirirler. Çiftlerin aralarındaki dostluğu keşfetmeleri ya da canlı tutmaları, çiftlerin kavga etmesini engellemek yerine, kavgalarının kontrolden çıkmasını önleyen gizli bir silah verir ellerine. Dostluk ilişkisinin gizli silahlarından biri çiftlerin karşılıklı tartışma anında onarma davranışlarını yapabilmesidir. Bu onarma davranışı tartışma anında olumsuzluğun tırmanıp kavganın kontrol dışına çıkmasını önleyen bir davranış, cümle, dokunuşdur. Onarma girişimleri, duygusal zekalı çiftlerin gizli silahıdır; ancak birçoğu, o kadar etkili bir şey yaptığının farkında bile değildir. Karı-koca arasında güçlü bir dostluk olduğunda, birbirlerine onarma girişimleri gönderip kendilerine gönderilenleri doğru okumakta doğal olarak uzmanlaşırlar.

Çiftlerin onarma girişimlerinin başarısı ya da başarısızlığı, evliliklerinin gidişini belirleyen ana etmenlerden biridir. Onarma girişimlerinin başarısı da, yine dostluklarının gücüne bağlıdır. Dostluk, eşinize düşmanca hisler beslemenize karşı en iyi korumayı sağladığı gibi sevgiyi de körükler.

DUYGUSAL ZEKALI EVLİLİKLER

Mutlu çiftler diğerlerinden daha akıllı, daha zengin, ya da psikolojik açıdan daha güçlü değillerdir.Ancak günlük yaşamlarında , birbirleriyle ilgili olumsuz düşünce ve duygularını, olumlu olanlarından ağır basmasını engelleyen bir dinamiği yakalamışlardır.İşte bu çiftlerin duygusal zekalı evlilikleri vardır. Duygusal zekalı evliliklerde, çiftler birbirlerini anlama, birbirlerine ve evliliklerine değer verme ve saygı gösterme yetenekleri yüksektir.Anne- babalar çocuklarına duygusal zekayı öğretebildiklerine göre bu beceriyi çiftlerinde kazanması mümkündür.

EVLİLİĞİNİZ NİÇİN KURTARILMALI?

Yapılan çalışmalar , mutsuz bir evliliğin hastalanma olasılığını yaklaşık yüzde 35 oranında artırabileceği, hatta yaşam süresini dört yıl kısaltabileceği yönünde. Madalyonun öbür yüzü; mutlu çiftlerin, boşanmış ya da mutsuz çiftlerden daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşamlarının olmasıdır. Bunun yanıtı kısmen, mutsuz bir evlilikte insanların kronik, yaygın fizyolojik tahrike maruz kalmalarıdır. Başka bir deyişle, kendilerini hem fiziksel hem de genel olarak duygusal açıdan stres altında hissetmeleri olabilir. Bu ise bedene ve zihne, yüksek tansiyon ve kalp hastalığını içeren çok sayıda fiziksel rahatsızlığın yanı sıra anksiyete , depresyon, intihar gibi bir sürü psikolojik rahatsızlık şeklinde kendini belli edebilecek fazladan bir yük bindiriyor ve yaşamınızın kısalmasına sebep olabiliyor.

EVLİLİKLE İLGİLİ EFSANELERİN ÇÜRÜTÜLMESİ

Evliliğinizi yalnızca daha duyarlı bir iletişim kurmayı öğrenerek kurtarabileceğiniz görüşü, mutlu evliliklerle ilgili en yaygın yanlış yorum olsa gerek; ancak tek olduğu da söylenemez. Yıllar boyunca, hatalı olmakla kalmayıp çiftleri yanlış yola saptırabildiği, ya da daha kötüsü, evliliklerinin umutsuz bir vaka olduğuna inandırabildiği için yıkıcı olabilecek daha birçok efsane keşfettim. Bu yaygın efsanelerden bazı örnekler:

1-Nevrozlar ya da kişilik sorunları evlilikleri yıkar.
Takıntılı insanların evliliğe uygun olmadığını varsayıyor olabilirsiniz. Ancak, araştırmalarda, sıradan nevrozlarla sevgisizlik arasında yok denecek kadar zayıf bir bağlantı bulunmuştur. Gerekçesi, hepimizin çılgın yanları, pek akılcı yaklaşmadığı sorunları vardır. Mutlu evliliğin anahtarı ‘normal' bir kişiliğe sahip olmak değil, uyuşacağınız birini bulmaktır. Örneğin, Ahmet'in otoriteyle bir sorunu var; başında bir patron olmasından nefret ediyor. Kendisine emir veren ve ne yapacağını söylemeye çalışan otoriter bir kadınla evlenirse, sonuç felaket olur.Tam tersine kendine bir ortak gibi davranan ve patronluk taslamayan biriyle evlenmeli.

Dikkat edilmesi gereken nokta, nevrozların evliliği mutlaka yıkmadığıdır. Önemli olan onlarla nasıl baş ettiğinizdir. Birbirinizin tuhaf yanına ayak uydurup ilgi, saygı ve sevgiyle idare ederseniz , evliliğiniz çok iyi gidebilir.

2-Ortak ilgi alanları sizleri bir arada tutar.
Her şey, o ilgi alanlarını paylaşırken nasıl etkileştiğinize bağlıdır.

3-Al gülüm, ver gülüm.
Bazı araştırmacılar göre, düzgün evliliklerle başarısız olanları birbirinden ayıran, düzgün evliliklerde eşlerin karşı taraftan gelen olumlu girişimlerine aynı şekilde karşılık vermeleridir. Başka deyişle,

gülümsemeyi gülümsemeyle, öpücüğü öpücükle karşılarlar. Birisi gündelik işinde ötekine yardım ettiğinde, o da içinden gelerek aynısını yapar ve böylece sürüp gider. Karı-koca temelde, her nazik sözcüğün ya da eylemin karşılığını vermek konusunda yazılı olmayan bir anlaşmaya göre hareket eder. Kötü evliliklerde bu anlaşma bozulduğu için, havayı öfke ve kırgınlık kaplar. Teoriye göre, sendeleyen çift bu tür bir anlaşmanın gerekliliği konusunda bilinçlendirilirse, etkileşimleri onarılabilir. Ancak bu aynen karşılık verme durumu aslında, her iki tarafın da kimin kime ne yaptığının çetelesini tutma gereğini duyduğu mutsuz evliliklerde yaşanır. Mutlu bir karı-koca, pişirdiği yemeğin karşılığı olarak eşinin bulaşığı yıkayıp yıkamadığının hesabını tutmaz.Yalnızca eşi ve ilişkileri hakkında olumlu hisler beslediği için o işi yapar. Eşinizle aranızdaki bir meselede çetele tutmanız, o konunun evliliğinizde bir gerginlik alanı olduğunu gösterir.

4-Çatışmadan kaçınmak evliliğinizi çökertir.
Çiftlerin çatışma tarzları farklıdır. Kimisi kavgadan kaçınır, kimi bol bol kavga eder, kimisi de sesini bile yükseltmeden farklılıklarını dillendirip uzlaşmanın bir yolunu bulabilir. Her iki tarafın da işine geldiği sürece, hiçbir tarz diğerinden daha iyi değildir. Bir taraf hep bir çatışmayı dile getirmek isterken, diğeri sadece eleme maçlarını seyretmek istiyorsa, karı-kocanın başı derde girebilir.

5-Kaçamak ilişkiler boşanmanın temel nedenidir.
Çoğu zaman tam tersi söz konusudur. Çifti boşanmaya götüren evlilik sorunları, birini yakın ilişkiyi evlilik dışında aramaya da yöneltir. Evlilik dışı ilişkiler hakkında kitap yazan pek çok evlilik terapisti, bu buluşmaların amacının genellikle cinsellik değil; dostluk, destek, anlayış, saygı, dikkat, ilgi ve şefkat-yani, evliliğin sunması gereken şeyler-olduğu sonucuna varıyor. Boşanma konusunda

yapılan bir anket de, boşanmış erkeklerle kadınların yüzde 80'i, birbirlerinden yavaş yavaş ayrı düşüp yakınlık duygusunu yitirdikleri, ya da sevildiklerini ve takdir edildiklerini hissetmediklerini evliliklerinin bozulduğunu söylemişti. Evlilik dışı bir ilişkinin kısmen de olsa sorumlu tutulabileceğini söyleyenlerin oranı, sadece yüzde 20 ile 27 arasındaydı.

6-Erkekler biyolojik olarak evliliğe uygun değildir.
Kaçamak ilişkilerin boşanmaya neden olduğu önermesinin bir sonucu olan bu kuram, erkeklerin doğaları gereği kadın peşinde koştuklarını, dolayısıyla da tek eşliliğe uygun olmadıklarını savunur. Bu, sözde bir orman kanunudur: türün erkeği olabildiğince çok yavru yapmaya çalıştığı için, tek bir eşe bağlılığı yüzeysel kalır. Bu arada, yavruların bakımı gibi büyük bir görevi üstlenen dişi, kendisini ve çocuklarını iyi besleyecek tek bir eş arar.

İnsanlar arasındaki evlilik dışı ilişkilerin sıklığı cinsiyetten çok fırsata bağlıdır. Pek çok kadının ev dışında çalıştığı günümüzde, kadınların yaşadığı evlilik dışı ilişkilerin oranı hızla artmıştır.

7-Erkeklerle kadınlar farklı gezegenlerden gelir.
Çok satan bir kitaplar dizisine göre, erkekler Mars'tan, kadınlar ise Venüs'ten geldikleri için, birbirleriyle geçinememektedirler. Ne var ki ayrı dünyalardan olanların da başarılı bir evliliği olabilir.Cinsiyet farklılıkları evlilik sorunlarına katkıda bulunabilir, ama neden olamaz.

Bu efsanelerin ima ettiği tek şey, evliliğin, çoğumuzun yeterince uygun olmadığı, son derece karmaşık ve dayatmacı bir kurum olduğudur .Evliliğin kolay olduğunu öne sürüyor değilim.Uzun süreli bir ilişkinin cesaret, kararlılık ve sebat gerektirdiğini hepimiz biliyoruz.Ancak evliliği gerçekten yürüten şeyin ne olduğunu bir kez anladığınızda, kendi evliliğinizi kurtarmak ya da korumak daha basit bir hale gelecektir.