Aldatma (üçlü ilişkiler)

Aldatma (üçlü ilişkiler)


"Bana bunu neden yaptın?"
İki insan arasındaki ilişki bir üçgene dönüştüğünde kullanmaya başladığımız bütün kavramlar ahlaki,yargılayıcı bir anlam içermeye başlar.Aldatan ve aldatılan,sadakatsizlik söz konusu olduğunda ön kabulümüz sadık kalanın haksızlığa uğradığı,aldatanın ise her türlü cezalandırmaya ve dışlanmayı hak ettiği yönündedir. İstatistikler Batı dünyasında bütün erkek ve kadınların yarısına yakınının evlilikleri ya da birliktelikleri süresince en az bir defa başka bir ilişki yaşadıklarını göstermektedir.Kadınların da özellikle son 10-20 yılda sadakatsizlik konusunda erkeklere yaklaştığı istatistiklerden görülmektedir. Önceleri hizmet etmesi ve kendini adamasını gerektiren kapsamlı bir bütünün parçasıyken bugün bireyleşme ve kendini gerçekleştirme bireyin düşünce yapısının odak noktasına oturmuştur.Bu da ilişkileri derinden etkilemiştir doğal olarak.Varoluşsal gereksinimlerin karşılanması ve soyun devamı değil,bireysel mutluluk karşılıklı doyurulmasıdır ön plana çıkan.Bu anlamda da eşlerin birbirlerine desteği ve bakımı değil tutkulu,erotik bir aşktır artık aranan. Cinsellik soyun devamı için gerekli olan bir şey olmaktan çıkıp eşlerin mutluluk beklentilerinin karşılandığı bir arenaya dönüşmüştür artık.Kadınlar hizmet eden rolden çıkmaya başlamışlardır zamanla.Çocuk sahibi olmak,kaderleri değil doğum kontrolü sayesinde zamanını da kendilerinin belirleyebildiği onlara ait bir karara dönüşmüştür.Mesleki kimlikleri gittikçe kendilik anlayışlarının bir parçası olmaya başlamıştır.Eşlerin birbirine bağımlılığı zaten varolması gereken bir şey olmaktan çıkıp duygular tarafından belirlenen bir geçekliğe dönüşmüştür.Değişim,esneklik,hareket,şimdi ve burada yaşama arzusu ön plana geçerken,kalıcılık,güvenlik,devamlılık can sıkıcı olarak algılanmaya başlamıştır. Bugün çiftler eskisi gibi ailevi,ekonomik ve geleneksel nedenlerden daha çok ilişkileri kendilerinin tatmin ettiği ve onlara anlamlı geldiği için sadık kalmaktadırlar.Bütün bu nedenlerle evlilik dışı ilişkilerin artmasına ve insanların daha az sadık kalmaya başlamalarına şaşmamak gerekir.Yani evlilik dışı ilişkiler "normal"leşmektedir. Evlilik dışı bir ilişki,evlilikteki dengeyi bir daha eski haline gelmeyecek şekilde altüst etmektedir.Evlilik dışı bir ilişki de beklenmedik bir yaşam olayı olmasına rağmen,eşlerden birinin özgürce aldığı bir karar sonucu gerçekleştiği için diğer beklenmedik yaşam olaylarıyla karşılaştırılamayacak derinlikte iz bırakır.Özgür irade nedeniyle işin içine ahlaki boyutta dahil edilir.Bir de buna günümüzde eşlerin romantik aşk idealine uygun olarak birbirlerinden gerçek dışı mutluluk beklentileri de eklenir ki bu durum"aldatılan"eşin yaşadığı hayal kırıklığının boyutunu daha da arttırır. Her evlilik dışı ilişki,bu ilişkiye dahil olan herkesi derin bir krize sürükler.Yaşananın,yaşantılayanların sayısı kadar öyküsü vardır.Herkes yaşananı kendi bakış açısına göre yorumlar.Jellouscheck evlilik dışı ilişkilerin bu ilişkiden en çok etkilenenler,yani "aldatılan"lar ve "aldatan" lar tarafından temel olarak beş farklı şekilde tanımlandığını belirtmektedir. Ahlakçı tanımlamalar.Ahlakçı tanımlamaların tamamı suçlamaya başlar. İşin içindeki herkese suçlu ya da kurban rollerinden biri biçilir.Aldatılan eş çoğunlukla büyük bir haksızlığa uğramış masum kurbandır.Suçlu rolünün verildiği kişi ise çoğunlukla aldatan değil de sevgilidir.Klasik üçgen çoğunlukla şöyle kurulur:Genç kadın deneyimli bir baştan çıkarıcıdır ve namuslu kadının erkeğini ayartıverir.Adam da bir kurbandır,zaten bir erkek cinsellik söz konusu olduğunda uçkuruna sahip olamayan,zayıf karakterli biri olarak görüldüğünden doğası gereği masumdur.Bu tür açıklama modelinin tek bir amacı vardır.Evlilik dışı ilişkinin başlamasından önceki düzeni tekrar sağlamak ve sanki hiç bir şey olmamış,yaşanmamış gibi yapabilmek.Böyle bir açıklama modelinin avantajları vardır elbette.Kadın ve erkek arasındaki denge bozulmadan korunmuş olur.Kadın erkeğin zayıflığı nedeniyle şefkat gösterirken,bir yandan da cinsel gücü nedeniyle gurur ile duyabilir onunla.Geleneksel aile yapısında daha çok rastlanır ahlakçı tanımlamalara. Değersizleştirici tanımlamalar.Ahlakçı açıklamalara karşı tepki olarak da anlaşılabilir.Bu açıklamada insanın kendine sadakati başkasına olan sadakat duygusunun önüne geçer.Eğer bir şey şu an hissediliyorsa ve "şimdi ve burada" yaşanması gerekiyorsa ertelenmemeli,yaşanmalıdır.Aldatılan kişi kendini nasıl hissediyor,bu tamamen onun sorunudur.Nasıl başa çıkacağı "aldatanı" ilgilendirmez.Modern zamanların ilişkisi tam da böyledir.Üçlü bir ilişkiyi böyle değerlendirmeye kalktığımızda,bu durumla başa çıkmak için geliştireceğimiz yöntem,ya ayrılmak ya tolere etmek ya da açıkça bu üçlü ilişkiyi kabul etmektir. Patolojikleştirici tanımlamalar.Patolojikleştirici tanımlamalarda yaşanan,yani eşlerden birinin sadakatsizliği,kişilik gelişim evrelerindeki bir bozukluğa bağlanır.Örneğin,travmatize edici çocukluk yaşantılarından dolayı bir kadının bir erkeğe bağlanma becerisinin olmaması ve yalnızca evli erkeklerle birlikte olarak bir anlamda kendini koruması.Ya da aldatan kocanın annesiyle ilişkisindeki sorunlar nedeniyle güçlü kadınlardan korku duyması ve kendini erkek gibi hissedebilmek için devamlı kendisinden yaşça çok genç ve çocuksu kadınlarla birlikte olması gibi. Bireylerin kişilik gelişimlerindeki aksaklıkların evlilik dışı ilişkilerin ortaya çıkmasında tabii ki rolü vardır.Ama burda vurgulamak istediğim bu patolojikleştirici tanımlamanın nasıl bir tarzda yapıldığı ve bunun ardında yatan gizli kasıt.Çünkü bu tür tanımlamalar çoğunlukla sadık olmayan eşi ve sevgiliyi hedef alır.Sadık eş bu tür tanımlamaların dışında tutulur.Bu tür tanımlamaların sadakatsizliğe uğrayan eş için teselli edici bir işlevi olur,aldatılanın azalmış kendilik değerini düzeltmesine yardım eder.Bu arada hesap sadık olmayan eşe ve sevgiliye çıkarılmış olur.Sadık kalanın bütün bu yaşananlardaki rolü ahlakçı tanımlamalarda olduğu gibi gözardı edilmiş olur. Bu tür patolojikleştirici tanımlamalara genellikle entellektüel ve eğitim düzeyi yüksek çevrelerde rastlanır.Bireylerin kendi ailelerinde kazandıkları ilişki deneyimleri tabii ki sadakatsizlikte önemli rol oynar,ama yaşananları tek nedenli ve doğrusal olarak düşünmek ve bütün faturayı aldatan eşe çıkarmamak gerekir. İşlevselleştirici tanımlamalar.Bu tür tanımlama çabası tek yönlü doğrusal bir neden-sonuç ilişkisini rededer.Bu tanımlama,örneğin A ve B'nin ilişkisindeki bozulan ya da bozulma tehlikesine giren dengenin tekrar sağlanabilmesi için C'ye yani sevgiliye gereksinim duyulduğunu söyler. Varsayalım erkeğin baskıcı tavrına eşin tepkisi cinselliği redetmek şeklinde olsun ve bu durum da itiraf edilmemiş bir ayrılma riski doğurmuş olsun.Her iki tarafında istemediği ve korktuğu bir ayrılık meydana gelmemesi için erkek cinsel gereksinimlerini karşılamak için evlilik dışı bir ilişkiye girerek olası bir ayrılığın önüne geçmiş olur.Ayrılıkla ortaya çıkacak acının çekilmemesi için evlilik dışı ilişkinin getirdiği acı göze alınır.Ancak buradada yaşanan krizin karakteri gözden kaçırılır.Evlilik dışı ilişki kriz olarak değil de krizle mücadele yöntemi olarak görülür;bir yandan krizden gelişerek,olgunlaşarak çıkma olasılığı ortadan kaldırılırken,diğer yandan da sadık olmayan eşin sorumluluğu yok sayılarak aldatılan eşe haksızlık edilmiş olur.Böyle bir bakış açısı benimsendiğinde neredeyse şöyle bile denebilir:Eğer böyleyse bu evlilik dışı ilişkiye gerçekten gereksinim varsa,dengenin bozulmaması ve herşeyin yolunda gitmesi için hiç bir şey yapılmamalıdır. Gelişim odaklı tanımlamalar.Eski dengelerin artık bozulması gerektiğini ya da aslında çoktan bozulduğunu ve ilişkide yanlış giden veya ilişkinin geleceğini tehlikeye atan şeylerin değiştirilmesi gerektiğini söyleyen bir işaret olarak algılar evlilik dışı ilişkiyi.Bu kriz evlilik içi dengenin yeniden ve her iki tarafı geliştirici bir şekilde kurulması için bir fırsat olarak görülür.Bu açıklama modelinin en önemli özelliği,evlilik dışı ilişkiyi yalnızca bireyin geçmiş ya da aktüel bağlamı içinde değerlendirmemesi,bireyin ve birlikteliğin gelecekteki gelişimini de göz önünde bulundurmasıdır.
Dr.Alper Hasanoğlu

Üçlü İlişkiler ve Dengeleme Çabası

Evlilik dışı her ilişki çoğunlukla o birliktelikteki bir eksikliğe işaret eder.Kadın-erkek ilişkisi,birliktelikler kutuplar arasındaki bir hareket olarak da anlaşılabilir;eşlerin her birinin farklı zamanlarda aktif ya da pasif olmaları,içedönük ya da dışadönük bir duruş sergilemeleri gibi.Bu kutuplardan birinde sürekli kalmayıp yaşamın getirdiklerine uygun olarak yer değiştirmek,hareketlenmek renkli ve keyifli kılar ilişkiyi.

Bir ilişkiyi renkli kılan ya da bir sorun olarak önümüze çıkaran en önemli kutuplar şunlardır: Güvenlik ve heyecan,baskınlık ve tabi olmak,vermek ve almak. Güvenlik ve heyecan.Bu kutuplaşma yalnızca insanlar arası ilişkilerde değil birçok hayvan türünde de bulunan temel bir kutuplaşmadır.Güvenlik duygusunu yalnızca güven duyduğumuz birinde bulabilirken heyecan yabancıyı,bilinmeyeni işaret eder. Çocuk hayatta kalabilmek ve gelişebilmek için başlangıçta aşırı bir güvenlik duygusuna ihtiyaç duyar.Yalnızca anne ve babada bulabileceği bu güvenlikte olma hissi sonucunda bağlanma gerçekleşir. Bu bağlanma sayesinde güvende olduğumuz hissi birincil güven dediğimiz, bizi bütün hayatımız boyunca izleyecek en temel güven duygusu oluşur.Ama kısa süre çocukta bir bağımsızlık gereksinimi baş gösterir.
Temel güven duygusu zemininde gelişen bu bağımsızlık gereksinimi yabancıya, bilinmeyene,yani heyecan verici olana doğru çeker çocuğu.Bu heyecan bu büyüleyici merak zaman zaman tehdit edici olarak algılanarak ürküye de dönebilir.Ama anne oradadır,çocuğun başını geriye çevirdiğinde görebileceği mesafede. Çocuk geliştikçe bu güvenlikte olma duygusu zamanla bir bıkkınlık,sıkıntı duygusuna dönüşür ve anne babaya bağlanmada bir azalmayla sonuçlanır.Ergenlikle beraber bağımsızlık isteğiyle cinsellik aynı anlama gelmeye başlar.Heyecan verici yabancıyla yaşanacak maceradan daha çekici bir şey yoktur artık.Güven verici aileden uzaklaşıp hayatının iplerini eline alacağı bağımsız bir yaşatıyla özdeşleşen gencin hedefi,kendi seçeceği yabancıyla kuracağı ilişkidir artık. İlk cinsel deneyimler bir anlamda bu bağımsızlık gereksiniminin hayata geçirilmesi,anne ve babadan sağlıklı bir kopmadır da.
Artık yavaş yavaş bir erişkin olmaya başlayan genç önemli bir dönüm noktasına gelir. Diğer cinsle yaşanan cinsellik eski bir gereksinim doğmasına da neden olur. Yeni bir tür bağlanmadır bu.Cinselliğin tadıldığı kişide yeninin ve yabancının yarattığı büyülü heyecan değil,yeni bir güvenlik,güvende olma hissi aranmaya başlanır artık. Buna birincilden ayrı olarak ikincil güven duygusu denebilir. Birincil güven duygusunda derin bir çelişki vardır. Bu güven duygusu sayesinde hayatta kalırız.Ama birincil güven duygusu sıkıntının kaynağıdır da ve bu duyguyu yeteri kadar kazanmamışsak hayatımız boyunca çaresizce onu ararız.

Dr.Alper Hasanoğlu

Aşk, Birliktelik ve Sadakat Üzerine

AŞK,BİRLİKTELİK VE SADAKAT ÜZERİNE...
Jürg Willli ilişkilerin belli ortak özellikler gösterdiğinin ve genel olarak 3 aşamada incelebileceğinin belirtmektedir.Bu aşamalar aşk özlemi,aşık olmak ve aşk nedeniyle acı çekmek olarak sıralanır Willi'ye göre. Aşkı yaşamanın önkoşulu aşkı özlemek,aşka özlem duymaktır.Günümüz kültürü özlem konusuna birz şüpheyle yaklaşsa ve hele aşkı özlemenin çok sağlıklı bir ruh durumu olmadığını dayatsa da bu özlem olmadan aşkın kapıyı çalması neredeyse imkansızdır.20.yüzyılın başlarına kadar özlem,bugüne nazaran daha olumlu yaklaşılan,duyarlı,sevmeyi bilen kadın ve erkeklere atfedilen bir durumdu.Hasret çeken kişi zayıf,acınacak ve hatta sorunları olan biri olarak kabul edilmiyordu.İster şiir,ister müzik,ister resim olsun çoğu sanat eserinin ana konusu özlemdi.Pencere kenarındaki sedire oturmuş sevdiğinin sokaktan geçmesini bekleyen genç kız,aynada kendi yüzlerini sevdiklerinin gözleriyle inceleyen genç kadınlar ya da ulaşamadığı kadına olan özlemini parayla başka bir kadında söndürmeye çalışan genç erkekler.Soru şöyle sorulabilir: Bugün artık gerçekten özlem mi yok yoksa başka bir dil mi kullanılıyor kendini ifade etmek için,bizim bilmediğimiz bir dil? Aşkı özlemenin resmi,kendi ayakları üzerinde duran,kendine yeten,şimdi ve burada yaşayan,dünyanın,hayatın kendine verdiğini alan ve onunla yetinen günümüz insanının resmiyle çelişiyor haliyle. Peki aşkı özlemek ne ifade ediyor? Willi bu duyguda birlikteliğe duyulan özlemin ve daha derinlerde bir yerde yücelme arzusunun yattığını belirtiyor.Birlikte bir yaşam kurma özlemi,geleceğin planlanması gibi oldukça somut ve bilinçli istekleri içerir.Çocuklar taklit ederek erişkin yaşlarındaki rollerine hazırlanmaya çalışırlar.Ergenlik çağında bazı film ve roman kahramanlarıyla özdeşirler.Geceleri erkenden yatağa girer soyunup,uykusu olmadığı halde o role giyinmek ve hayal kurabilmek için.Hiç de anlamsız değildir bu yaşanan,çünkü bu hayal dünyası yani özlemi duyulan şey gerçek hayatta hedeflediklerimizi gerçekleştirmek için güç verir bize.Yaş ilerledikçe kendi yaş grupları içinde ilk cinsel deneyimleri yaşar ve diğer gençlerle bu deneyimlerini paylaşır,birbirlerine aşk maceralarını anlatırlar.Şımartılmayı istemek gibi regresif özlemlerle özgürlük isteği,uzun süreli bir birliktelikle bağımsız kalma arzusu,birbirinin içinde eriyip gitmekle kaçıp gitmeye duyulan özlem bir aradadır. Birlikte bir yaşam kurmaya duyulan özlem temelde bir meslek sahibi olmaya duyulan istek kadar bilinçli ve gerçekçi bir özlemdir.Şefkat,kabul edilmek,anlaşılmak,şımartılmak,onaylamaya duyulan gereksinim gibi kolayca bilince çıkabilecek arzuların yanında,aşk içinde kendini tamamen güvende hissetmeye bedensel sınırların ve ayrılığın tamamen ortadan kalkmasına," bir olma" ya duyulan bilinçdışı bir arzudur bu."Öteki "ne hiç bir engelle karşılaşmadan varabilme,herşeyiyle "Öteki" nin iç dünyasına yerleşebilme,tam bir mutluluk içinde sonsuz bir kucaklaşmayla içiçe geçebilme özlemi.Aşkın tümlüğüne yükseliş.Evrenin merkezi olma,evrendeki her şeyin aşıkların etrafında dönen uydulara dönüşmesi.Bu bir olma halinin hiç bir amacı ve hedefi yoktur,aşk kendi kendinin hedefidir. Aşıklar hiç kimseye ihtiyaç duymazlar,kendi kendilerine yeterler.Hiç bir açıklamaya ihtiyaç duymadan anlarlar birbirlerini,birbirleri hakkında her şeyi bilirler hiç konuşmadan.Günlük çatışmaların uzağında lisansız bir anlaşma ve koşulsuz bir kabullenme içindedirler birbirlerine karşı.Cinsel ilişki bu temel özlem duygusunun bedensel ifadesidir yalnızca.Orgazm "Ben"in "Öteki"ne, "Sen"e aktığı,zamanın ve mekanın olmadığı andır.Bu yücelme özleminin "Unio mystica" olarak arketipik bir karakteri vardır.Bir bütün içinde engelsizce eriyip yitme arzusunu ifade eden her şeyi kapsayan,bir şeyin bir parçası olmaya duyulan özlem.Hayatın ilk yılllarındaki güvenlik duygusuna geri dönme özlemi,hiç bir özne -nesne ilişkisinin olmadığı,anneyle içiçe bir ilişki yaşandığı o yıllara duyulan özlem.Kaybolup giden çocukluğun,anne ile çocuğun birbirleri için varolduğu o huzurlu zamanların özlemi.Bunun yanı sıra gelecekte ölüm sonrası Tanrı'yla bir olma,Tanrı'yla yaşanan "mistik beraberliğe" duyulan bir özlem de aynı zamanda. Koşulsuz bir aşk içinde yaşanacak yücelme arzusu her insanın içinde yaşam boyu bulunur.Bir aşk ilişkisi dışında,hayatın başka alanlarında da aranıp bulunabilir,örneğin yaratıcı bir faaliyette,işte,çocuklarda,terapötik ilişkide,bazen uyuşturucuda ya da ibadette.Birbirine aşık olan iki kişi birbirlerini neredeyse hiç tanımazlar,aşkın kendisinden başka amacı yoktur çünkü.Böyle bir aşk günümüzde birçokları tarafından içiçelik olarak etiketlenebilir ama bu her insanın içinde akla aykırı bir aşk içinde yücelme arzusunun bulunduğu gerçeğini değiştirmez.Goethe 1776 da Charlotte von Stein'a olan aşkı üzerine şunları yazar : "Bu kadının benim için anlamını,benim üzerimdeki gücünü,ruh göçü tanımı dışında hiçbir şekilde açıklayamam.Evet biz erke ve kadın,bir'iz ! Bize verebileceğim bir ad yok-geçmiş-gelecek-şimdi-herşey "
Dr.Alper Hasanoğlu