İKİ İLERİ BİR GERİ!!

Yazan: Uzm. Psikolog Fulya KAYA TEZEL INCITY Dergisinde yayımlanmıştır.

Bu sayıda birçok kişinin hayatında tekrarlanan döngülerden bahsetmek istiyorum.

Ne zaman yakın bir ilişkinizde ciddi bir sorun yaşasanız, çok yoğun duygulara kapılsanız lütfen durup içinize ve geçmişinize dönün. Anne ya da babanızla çocukluğunuz ve ergenliğinizdeki ilişkiye bakın, mutlaka bir şeyler bulacaksınız. Çoğunlukla yakın ilişkilerimizde yaşadığımız şiddetli kırgınlığın, üzüntünün ya da öfkenin altında ebeveynlerimize duyduğumuz hisler vardır.
Aslında çoğu zaman gücendiğimiz, öfkelendiğimiz, tepki verdiğimiz kişi eşimiz, dostumuz ya da o an gerçek anlamda karşımızda duran kişi değil. Aslında o sırada tepki verdiğimiz kişi geçmişimizdeki annemiz, babamız ya da hayatımızda yer almış önemli başka bir kişi. Güncel hayatımızda karşımızda duran kişi ise o anki bir yüzden ibaret oluyor, geçmişin bir siluetinden başka bir şey değil aslında ona biçtiğimiz rol. Ve biz adeta geçmişin bir dramasını sahneye koyuyoruz.Yani bir çocuk olarak bizde derin izler bırakmış olayları tekrar tekrar yaşıyoruz. Başka bir deyişle, küçükken defalarca tekrarlanmış bazı anılar sonucu edindiğimiz bir ‘inanç' ya da ‘kabul'le savaşıyoruz hala. Bu inanç kimisi için 'sevilmiyorum', 'değersizim' 'kabullenmiyorum' kimisi için 'çaresizim', 'yetersizim', 'kusurluyum' ya da başka bir şey olabilir. Bu inancı ucundan kıyısından tetikleyen bir olayda (ki o inancı ve ilgili anıları bilinçaltı düzeyde tetikler yani biz farkına varmayız), yetişkin halimiz değil geçmişteki o küçük halimiz, çocuk benliğimiz sahneye çıkıyor farkında olmaksızın. Belki bir yetişkinin kelimelerini kullanıyor ama ardındaki duygu tamamen çocuksu.

Psikoloji alanında yapılan araştırma ve deneyler insan zihninin çalışma prensiplerini gittikçe gün yüzüne çıkarıyor. O prensiplerden biri şöyle, insan çocukluğunda yaşadığı yoğun duygusal ortamı tekrarlama eğilimi gösterir. Hatta bazı durumlarda o kadar baskın oluyor ki bu eğilim. Çocukluğumuzdaki atmosferi bilinçaltı düzeyde bize anımsatan kişilere, ortamlara, durumlara çekiliyoruz farkında olmaksızın. İş seçimimizden, eş seçimimize kadar kritik kararlarımıza yön veriyor bu süreç. Bilinçli ve isteyerek aldığımız kararların birçoğunun altında aslında farkında olmadığımız bu bilinçaltı süreçler yatıyor.

Geçmişinizde öyle büyük travmalar aramanıza da gerek yok üstelik. Önemli olan aile içindeki ilişkilerin niteliğidir. Sevgi nasıl verilmiş size, ceza nasıl verilmiş, eğitim nasıl verilmiş? Kişinin eğitim ve kültür seviyesi ne olursa olsun mekanizma böyle işliyor. Bu yüzden farkındalığı çok yüksek, işinde iyi, oldukça zeki bir kişi bile dışarıdan çok basit görünen bir ilişki sorunu karşısında tıkanıp kalabiliyor. Bu tür anlarda mutlaka geçmişe dönmesi gerekiyor. Kendini ve davranışlarını bambaşka bir perspektifte değerlendirebilmek ve geleceğine yön verebilmek için.

Belki okurken “olur mu öyle şey, tabii ki eşimi annem ya da babam yerine koymuyorum, hiç öyle bir şey hissetmedim” diyebilirsiniz. Ancak bu zihinsel bir bağlantı değil duygusal bir bağlantıdır. Eşiniz benzer duyguları tetikleyen yeni kişidir. Ancak o duygular bir kere ateşlenince siz de geri dönüp o dramanın (bu yoğun duygulara kaynaklık eden ilk olayların) içindeki çocuk halinize bürünürsünüz.

Nasıl tarihin tekerrür etmesi olup bitenden ders almamakla gerçekleşiyorsa, kendi deneyimlerimizde bizim için saklı olan o dersleri fark etmediğimiz sürece geçmiş olumsuz deneyimlerimiz de tekrarlayıp duracaktır. Dolayısıyla öncelikle bunun farkında olmak geçmişin esaretinden kurtulma yolunda atabileceğimiz ilk adım. Tüm tetikleyicileri bir tuzak olarak görüp içine düşmemek, yanından dolanabilmek mümkün.

Beynimizin otomatik olarak ilişkilendirdiği geçmişteki kişilerle bugün karşımızda olan kişileri birbirinden ayırmak için bilincimizi devreye sokmalıyız. Karşımızdaki ne annemiz, ne babamız! Onların bize duyduğu hislerden çok daha farklı şeyler hissediyorlar. Bir taraftan onlara da haksızlık etmemek adına, onları bağımsızlaştırıp gerçek anlamda hak ettikleri karşılıkları vermeliyiz ve bunu yapabiliriz. Aksi halde hepimiz kendi geçmişimizin kurbanı oluruz. Ama ne yaşamış olursak olalım kendi bililncimizi ortaya koyup yepyeni seçimler yapabileceğimizi unutmamalıyız. Sadece sebatla tekrar etmek gerekiyor, tıpkı geçmişte kontrolümüzün dışında tekrarlayarak hayatımıza girmiş olan inançlar gibi, yenilerinin de zihnimize işlemesi için tekrarlanması şart.

Bilincimizin devreye girmesi ve kazandığımız farkındalıklar işe yaramıyorsa, bu döngüler daha etkili travmatik deneyimlere dayanıyor demektir ve zihinle başladığımız iyileşme yoluna duygu düzeyindeki çalışmalarla devam etmemiz gerektiğini işaret eder.

FULYA KAYA TEZEL