Aşık olmak

Aşık Olmak


Aşık kişi erken çocukluk döneminde anneyle olan birlikteliğini yeniden kurar böylece,öznenin nesneden sancılı ayrılığı ortadan kalkar.Freud'a göre ayrılık travmasından önceki evrenin yeniden inşasıdır söz konusu olan.Jung ise aşkta bireyin ideal kendiliğini ya da kendi yaşantılayamadıklarını aşık olduğu kişiye yansıttığını ve onda bunu sevdiğini iddaa eder.Sevilen kişide sevilenin kendisi algılanmaz,ona yansıtılan kendilik ideali görülür.Aşk geri çekilmeye başlandığında yaşanan bu yansıtmanın geri çekilmesinin getirdiği hayal kırıklığıdır. Aşkta ben - sen sınırının ortadan kalkması bireyci bakış açısından anlamsız görülebilir ve erken çocukluk evresine bir gerileme olarak yorumlanabilir.Ama aslında ben - sen sınırının ortadan kalkması ve içi içe bir ilişkinin ortaya çıkması bir birlikteliğe anlamlı bir temel oluşturabilir.Genç birey aşık olur,yaşadığı aşk anne babaya olan bağlılığın zayıflamasına olanak sağlar ve böylece yeni hayatların keşfine çıkılır. Aşk insanı hayata açar.Daha önce gizli kalmış arzular,umutlar,beklentiler sevgili aracılığıyla gün yüzüne çıkar.Aşık dışarıdan daha güzel,daha canlı,sanki sihirli bir değnekle dokunmuş gibi hayat dolu gözükür ve hatta çılgınca.Daha önceleri kaçınılan ya da gizli kalmış davranış biçimleri,yaşantılar,korkusuzca yaşanır.Yalnızken anlamsız gelen birçok şey mutlaka yapılması gerekecek kadar anlamlı gelmeye başlar.Sevgili insanda yalnızca varolan ama gizli kalmış olanları değil olmayanı,olası olanı da ortaya çıkarmaya çalışır. Sevgili,"Öteki"nin bütün gizlerini keşfe çıkar,ruhunun en gizli odalarına,daha önce kimsenin girmediği dehlizlere dalmak ,ister.Sevgili aşkının hatalarına kör değildir kesinlikle,onun hatalarını da sever,onlarda sevilecek bir taraf bulur.Sevgilinin hataları onu daha da sevilecek biri haline getirir,biricik kılar.Sevgilinin bizimle büyüyeceği,daha da başarılı olacağı duygusu yaşanır.Bizsiz kaybolup gidebilir sevgili,onu terk edebilmemiz sırf bu nedenle bile mümkün değildir.Cinsellik,yalnızca cinsel ilişki değildir aşıklar arasında.Sevgilinin Sevgili'den duymak istediği şudur: "Daha önce hiç böyle birşey yaşamadım.Hiç kimseyle böyle olmadı.Sen herkesten çok farklısın."Ötekinde en yoğun duyguları uyandırmada ne kadar becerikli olduğunu hissetmek,duymak,görmek ister sevgili. Aşığın kişiliğini oluşturan en önemli yapıtaşları aşkla bir dönüşüm geçirir.Düşünmesi,algılaması,hissetmesi sevgiliye bağlı olarak yeniden şekillenir.Sanki aşıklar birbirleri için yeniden doğarlar.Sevgilinin bazı özellikleri devralınır ya da benzer olanlar sevgilininkilerle aynılaştırılır.Bütün ayrılıkların görmezden gelinmeye ve bir olunmaya çalışıldığı bu durum narsizm ve içiçeliğin yaşandığı bir bozukluk olarak yorumlanmamalıdır illa ki,çünkü bu "bir olma" çabası karşılaşılacak zorluklarla mücadele etme gücü ve birlikte yaşayabilmek için gerekli olan sağlam zemini sağlar. Aşıklar birbirlerini görmeseler de sevgililerini sürekli olarak içlerinde taşırlar.Gün boyu onlarla içsel bir diyalog halindedirler,böylece günlük yaşam başka bir gözle görülür ve yeniden yapılandırılır.Oturulan ev,yapılan iş değiştirilebilir,aile terk edilebilir,başka bir kültüre gidilebilir,başka bir sosyal tabakaya geçilebilir gözünü kırpmadan.Günümüzde varolan bütün toplumsal değişimlere rağmen,aşkın sonsuz olması,sevgilinin biricik,vazgeçilmez ve çok özel olması ve hiç kimseyle paylaşılmaz olması özlemi değişmeden kalır. Aşk yavaş yavaş ortaya çıkar ya da birdenbire.Tek taraflı da olabilir,karşılıklı da.Eğer aşk karşılıklıysa sevgililer kendilerini birbirlerine açarlar ve ötekini içlerine alırlar.Özellikle birbirlerini en az tanıdıkları evrede yaşanan mutluluk verici içiçe ilişki çok daha yoğundur.Çoğunlukla neye aşık olunduğu pek bilinmez-bir gülüşe mi,burnun ucundaki kırmızılığa mı,kokuya mı-sevgiliyi biricik ve vazgeçilmez yapan hangi özelliğine?
Dr.Alper Hasanoğlu

Aşkla gelen tek başınalık

Sevgilinin ulaşılmazlığı insanın kendini yalnız yaşarken olduğundan çok daha fazla tek başına hissetmesine neden olur.Sevgilinin ulaşılmazlığı kişiyi kendi ayakları üzerinde kaldırabilir ve ilişkiye belli bir mesafe kazanmasına olanak sağlayarak kişiye bağımsızlığını geri verir.Bu bağımsızlık mücadelesini her iki taraf da kazanırsa birlikte mümkün olanı becerebilmek,mümkün olmayandan vazgeçmek ve kabul edebilmek söz konusu olur. İlişkinin belli bir aşamasında yaşanan içiçelik süreci mutlaka bir yanlışa tekabül etmez.Birbiri içinde eriyebilme ve bir bütün olabilme aşka yaratıcı gücünü verendir çünkü.Bu deneyim sayesinde sevgililer ilişkilerinin ilerleyen dönemlerinde de derin bir aidiyet ve ilişkiyle özdeşleşme duygusu yaşayabilirler. Aşkın kendisini özlemek,aşkta acı çekmek ve bu acıdan öğrenmek kişiye başka hiçbir insanlık durumunda yaşayamayacağı bir olgunlaşma olanağı sunar.Durum böyleyken üçüncü birine yelken açmayı oluşturan koşullar nelerdir?Bu konuda en sık adlandırılan nedenler şunlardır: Aşk biter,çünkü zaman ve başarı aşkın düşmanıdır.Aşk ancak yeni,gizemli ve tehlikeliyse büyür.Güvenlik aşkı öldürür. Aşk biter,çünkü itici gücü cinselliktir ve cinsellik de ilkeldir.İhtiras ve arzu sevginin diğer özellikleriyle örneğin saygı ve hayranlık duygusuyla bağdaşmaz.Bu nedenle aşk çok kısa bir sürede ya tutkusuz bir dostluğa ya da saf cinsel ilişkiye dönüşür. Aşk biter,çünkü idealize eder,bu da yanılsamadan başka bir şey değildir.Hayallerin etkisi altında aşık oluruz;zaman aşkın düşmanıdır,çünkü gerçekliği gün ışığına çıkarır ve yanılsamanın geçmesine neden olur.Bu nedenle aşk ya tutkusuz,,çıplak bir saygıya ya da acı bir hayal kırıklığına dönüşür. Aşk biter,çünkü kolay nefrete dönüşebilir.İnsan ruhunun karanlık yüzü kendini gösterir ve romantizmin yumuşaklığı doğuştan gelen agresyonla olan iktidar savaşını kaybeder.Bir romans karanlık bir gecede atılan havai fişeklerine benzer,güzel ama geçicidir. Aşk biter,çünkü hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.Bu durum insanlar için de geçerlidir.Hepimiz ilişkilerimizde devamlılık isteriz,bu nedenle de hem kendimizi hem karşımızdakini durmadan hayal kırıklığına uğratıp dururuz.Ya biz ya karşımızdaki sadakat kayığını kayalıklara çarpıp parçalar. Bunların hepsi biraz doğrudur.İnsan aşkın başka bir şeye dönüştüğü gerçeğini kabul edebilse,bu dönüşümü bir acı olarak yaşantılayabilse,kendini gerçekleştirme yolunda önemli bir adım atmış olur.Ama kişinin kendi psikolojik tarihi,aile tarihinden getirdikleri,kendi ilişkisinde bitirdikleri varolan birlikteliğini mi sürdüreceğini yoksa aydınlığa kaçabilmek için başını durmadan cama vuran sinek gibi aşktan aşka koşup ruhunu mu sakatlayacağını belirleyen en önemli etkenlerdir.Hayatımız üzerinde çok az söz sahibi olduğumuzu fark edip bunu kabullenebildiğimizde yani çıtayı biraz daha aşağı çekebildiğimizde belki alkışı az ama huzuru çok bir hayata ilk adımlarımızı atabiliriz sanırım.
Dr.Alper Hasanoğlu

Hayal kırıklığı ve aşk acısı

Birlikteliğin devamında bu aşk durumundan uyanılmaya başlandığında çeşitli sorular da ortaya çıkmaya başlar.Aşık olmanın yükü omuzlara çökmeye başlar yavaş yavaş,günlük hayatın tehlikesiz,sıradan,az şey talep eden sığ sularına dönme arzusu baş gösterir.Arzulanan yalnızca sevgilinin taleplerinin azalması değil,biraz uzaklaşabilme,başka bir yöne gidebilme olanağıdır.Önce aşkın ötekinden yaptığının hala o olduğu ve öyle kaldığına inanılarak hayal kırıklığından uzak durmaya çalışılır.Aşkın gücüyle kendimiz sandığımız büyük,güçlü,cesur,güvenli,sevinçli,neşeli,komik ve dikkatli kişi değilizdir;aksine çoğunlukla günü gününe uymayan,biraz bencil,zaman zaman depresif,ufacık şeyleri kendine dert edinen,çirkin bir adam/kadınızdır işte. Aşktan gerçeğe dönerken günlük hayata dönerken yaşadığımız hayal kırıklığıyla başa çıkabilmek kolay değildir.Sevilen varlığın bize yaşattığı yücelme duygusundan hayal kırıklığına geçiş ummadığımız kadar çabuk gerçekleşir.En büyük hayal kırıklığı yaratan keşiflerden biri de sevgilinin bizi yalnızca kendi tarzında anlayabilecek olması ve bu tarzın da bizimkinden oldukça farklı olduğu gerçeğidir.Yalnız olduğumuz o acılı yıllarda sevgilimize kendimizi açabileceğimiz düşüyle biriktirdiklerimizi sevgilinin tam bizim istediğimiz gibi anlaması yalnızca kendi sınırları dahilinde kavrayabileceği gerçeğini kabul etmektir en zor olanı.Sevgiliyi olduğu gibi kabul edebilmenin güçlüğü.Aşkın doruklarındayken yaptığımız yansıtmaları geri çekebilmek ve karşımızdakini görmek istediğimiz gibi değil de olduğu gibi görebilmek.Aşkın içindeyken gerçekten de farklıdır sevgili,nasıl biz de aynı şekilde farklıysak.Yalnızca sevgilinin resmi değildir düzeltmemiz gereken.Kızgınlık içinde gerçekçi olmayan arzu ve beklentilerimizi yerine getirmesi için sevgiliyi baskı altına almaya,tehdit etmeye başlar,yıkıcı bir davranış biçimi geliştiririz. Başka bir acı da sevgiliye yaşattığımız hayal kırıklığıdır.Aşıkken sevgilimizin ayakları dibine cenneti serebileceğimizi zannederiz,onun bütün arzularını doyurabileceğimiz yanılgısını yaşarız,ona yeni bir yaşamın kapılarını açacağımızı sanırız.Şunu itiraf etmek zordur bu nedenle: "Ben bu kadarım işte.Arzularını ve isteklerini görüyorum ama benim bunları yerine getirebilmem mümkün değil.Bütün bunları umut etmene ve şimdi hayal kırıklığı yaşamana neden olduğum için çok üzgünüm ama senin beklentilerini yerine getiremem." Depresif bir kişilik yapısına sahip insanlar için sevgililerinden umdukları gerçekçi olmayan büyük beklentilerini bir kenara koyabilmeleri,sevgililerinin beklentilerini karşılayamayacaklarını itiraf etmeleri çok daha zordur.Sevgilinin arzu ve isteklerini yerine getirememek suçluluk ve aşağılık duygularıyla birlikte sevgiliye duyulan bir öfkeyi,yaşanan yenilginin utancını da beraberinde getirir.