Çift Terapisi


Çift Terapisi Nedir?


Çift terapisi; çiftin keşkelerinin en az olmasını ve en doğru kararları vermesini hedef alan profesyonel bir süreçtir. İlişkilerinde yaşadıkları problemi çözmekte zorlanan ya da ilişkilerini geliştirmek isteyen tüm çiftlerin başvurabileceği, bilimsel etkinliği kanıtlanmış bir psikoterapi yöntemidir.


Hangi Sorunlar için Çift Terapisi Faydalı Olabilir?

İki eşin çözüm aşamasında zorlandığı her konu için çift terapisine başvuru yapılabilir. Bunlar ilişkinin her evresinde yaşanabilecek problemler olabilir. Aşağıdaki listede bunlardan sadece bazıları yer almaktadır.
· Evlilik öncesi danışmanlık · Evlilik öncesi uyum problemleri
· Evliliğin ilk dönemlerindeki yeni roller ve denge değişimi
· Günlük yaşam konularında yaşanan çatışmalar
· Duygusal ihtiyaçların karşılanmaması
· Ebeveynlik rolleriyle ilgili çatışmalar
· Aldatma/ Aldatılma
· İletişim Problemleri
· Boşanma kararı alma ve boşanma süreci
· Cinsel problemler
· Çocukların evden ayrılması
· Emeklilik öncesi ve sonrası yaşanan problemler


Çift Terapisi Kaç Seans Sürer, Görüşmeler Ne Sıklıkta Yapılır?

ADA Terapi Merkezi'nde uygulanan çift terapisi en az 8 seans sürmektedir. Sürecin tamamının ne kadar süreceğine ve hangi sıklıkta görüşmelerin devam edeceğine terapist çiftle birlikte karar verir.


Çift Terapisinde Süreç Nasıl İlerler?

Terapi seansları başlamadan önce çift ile yapılan görüşme ön görüşme olarak adlandırılır. Bu görüşme sonucunda çift terapisine başlama kararı alınırsa eşlerden her biri ile ayrı ayrı 2'şer seans değerlendirme görüşmesi yapılır. 5. seans ise her iki eşle birlikte toplu oturum şeklinde gerçekleşir.


Eşlerden Birisi Terapiye Başvurmayı Kabul Etmiyorsa Ne Yapılmalıdır?

Eşlerden biri terapi almak istemiyorsa gelen eş ile bireysel evlilik terapisi gerçekleştirilir. Gelmek istemeyen eşin katılımıyla ilgili bir zorlama söz konusu değildir. Kişinin, ilişkisiyle ilgili aldığı bireysel psikoterapi de ilişkisel sorunlarda etkilidir.

Ayrılık ve Birliktelik

Uzun vadeli bir ilişkiyi yürütebilmek zor iştir, çünkü bireycilikle (ben) birliktelik (biz) arasında ince bir denge kurmayı gerektirir. Her iki yönün çekim gücü de çok kuvvetlidir. Bir taraftan, ayrı ve bağımsız bireyler olmak isteriz; diğer taraftan, başka biriyle yakınlık ve bağlantı, ya da bir aile veya gruba ait olma duygusu peşinde koşarız. Çift, iki yönden birinde dengeyi yitirdiğinde, sorun doğar.

İlişkide yeterince ‘biz' yoksa ne olur?

Sonuç, ‘duygusal boşanma' olabilir.

İki insan, kişisel duygu ya da deneyimlerin paylaşılmadığı, boş bir kabuğa dönüşmüş bir evliliğin içinde, birbirlerinden soyutlanıp yalnız kalırlar. ‘ayrılık gücü' egemen olduğunda taraflardan biri, ya da her ikisi birden ‘sana ihtiyacım yok' tutumu takınır; oysa bu, hiç de özerk bir konum değildir. İlişkide kavga belki az yaşanır, ama yakınlık da o denli azdır.

İlişkide yeterince ‘ben' yoksa ne olur?

Burada kendi kimliğimizi ve yaşamımız üzerindeki kendi denetim ve sorumluluğumuzu yitiririz. ‘birliktelik gücü'nün baskın geldiği durumda enerji, diğer kişi için var olmaya ve diğer kişinin duygusal refahının sorumluluğunu üstlenme eğiliminde olur ve kendimizinkinden de diğer kişiyi sorumlu tutarız.

Kişisel sorumluluklar bu şekilde tersine çevrildiğinde, her bir taraf diğerinin söylediklerine ve davranışlarına aşırı tepki gösterebilir.

Sonuçta da, çok fazla kavga ve suçlama yaşanabilir.

Öfke dansı-Harriet Lerner

Psikiyatri Doktoru Şükran Telci

Antalya Ada Psikoloji