Evliliğiniz Niçin Kurtarılmalı?

Evliliğiniz Niçin Kurtarılmalı?

Yapılan çalışmalar , mutsuz bir evliliğin hastalanma olasılığını yaklaşık yüzde 35 oranında artırabileceği, hatta yaşam süresini dört yıl kısaltabileceği yönünde.

Madalyonun öbür yüzü; mutlu çiftlerin, boşanmış ya da mutsuz çiftlerden daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşamlarının olmasıdır. Bunun yanıtı kısmen, mutsuz bir evlilikte insanların kronik, yaygın fizyolojik tahrike maruz kalmalarıdır.

Başka bir deyişle, kendilerini hem fiziksel hem de genel olarak duygusal açıdan stres altında hissetmeleri olabilir. Bu ise bedene ve zihne, yüksek tansiyon ve kalp hastalığını içeren çok sayıda fiziksel rahatsızlığın yanı sıra anksiyete , depresyon, intihar gibi bir sürü psikolojik rahatsızlık şeklinde kendini belli edebilecek fazladan bir yük bindiriyor ve yaşamınızın kısalmasına sebep olabiliyor.

Duygusal Zekalı Evlilikler














Mutlu çiftler diğerlerinden daha akıllı, daha zengin, ya da psikolojik açıdan daha güçlü değillerdir.Ancak günlük yaşamlarında , birbirleriyle ilgili olumsuz düşünce ve duygularını, olumlu olanlarından ağır basmasını engelleyen bir dinamiği yakalamışlardır. İşte bu çiftlerin duygusal zekalı evlilikleri vardır. Duygusal zekalı evliliklerde, çiftler birbirlerini anlama, birbirlerine ve evliliklerine değer verme ve saygı gösterme yetenekleri yüksektir. Anne- babalar çocuklarına duygusal zekayı öğretebildiklerine göre bu beceriyi çiftlerinde kazanması mümkündür.

Mutlu Evliliklerin Gizli Silahları

Mutlu evliliklerin temelinde derin bir dostluk ilişkisini kurabilmek yatar. Karşılıklı saygı ve birbirine eşlik etmekten keyif almak. Bu çiftler genelde birbirlerini yakından tanır, birbirlerinin hoşlanıp hoşlanmadığı şeylere, kişilik kusurlarına, umutlarına ve düşlerine aşinadırlar. Birbirlerini her zaman düşünür ve bu düşgünlüğü küçük vesilelerle dile getirirler. Çiftlerin aralarındaki dostluğu keşfetmeleri ya da canlı tutmaları, çiftlerin kavga etmesini engellemek yerine, kavgalarının kontrolden çıkmasını önleyen gizli bir silah verir ellerine. Dostluk ilişkisinin gizli silahlarından biri çiftlerin karşılıklı tartışma anında onarma davranışlarını yapabilmesidir. Bu onarma davranışı tartışma anında olumsuzluğun tırmanıp kavganın kontrol dışına çıkmasını önleyen bir davranış, cümle, dokunuşdur. Onarma girişimleri, duygusal zekalı çiftlerin gizli silahıdır; ancak birçoğu, o kadar etkili bir şey yaptığının farkında bile değildir. Karı-koca arasında güçlü bir dostluk olduğunda, birbirlerine onarma girişimleri gönderip kendilerine gönderilenleri doğru okumakta doğal olarak uzmanlaşırlar.

Çiftlerin onarma girişimlerinin başarısı ya da başarısızlığı, evliliklerinin gidişini belirleyen ana etmenlerden biridir. Onarma girişimlerinin başarısı da, yine dostluklarının gücüne bağlıdır. Dostluk, eşinize düşmanca hisler beslemenize karşı en iyi korumayı sağladığı gibi sevgiyi de körükler.
Evlilik ve Tarihi
Kayıtlara göre antik çağlarda evlilik ve aile, toplumun köşe taşları olarak kabul edilirdi. Aile, toplumun hedeflerini yerine getirerek kültür aktarmak ve sürekliliği sağlamak için ana araç olarak görülürdü. Bu yüzden evliliğe, dini ve diğer kurumlar tarafından tören, kural ve sınırlanmalar eklenmiştir.

Eğer boşanmaya, evlilik beklentilerinin bir barometresi olarak bakılırsa, boşanmanın sınırlandığı zamanlarda, evliliğin kişisel memnuniyet sağlamasının beklenmediği açık hale gelir.
Öte yandan boşanma hakkındaki kurallar gevşek olduğunda evliliğin kişisel beklentileri yükselir ve eşe yönelik psikolojik ve duygusal talepler artar.

Sanayi Devrimi'nden önce boşanma kesinlikle yasakken, eşler arasındaki duygusal bağlar sağlam değildi. Eşler, genel olarak tek cinsli, ayrı dünyalarda bulunmaya eğilimliydi. Evlilik memnuniyetinin düşük olması, eşlerin beklentilerinin de düşük olmasıyla dengeleniyordu, böylece aile istikrarı sağlanıyordu.

Ortaçağ toplum ilişkileri ve kurumları bireyin sosyal-duygusal ihtiyaçlarının çoğunu sağlar ve bütün olarak aileye destek verirken erken endüstriyel toplum ailesi, daha kendine bel bağlayan ve kendi içinde talepkar olmaya zorlandı. Sanayi Devrimi ile evlilik üzerinde derin etkiye sahip olacak olan bireycilik fikrinin de yükselişine sebeb oldu. Ondokuzuncu yüzyılın başlarında , bireyin kişisel hazzını gerçekleştirme çabasındaki arayış evlilik ilişkilerinde gelişen çatışmalara kapı açtı. Görev ve özveriye dayanan evlilik kurumu, kişisel tatmin fikrinin ağır basmasıyla kendi içindeki dengelerin bozulması sonucuyla karşı karşıya kaldı.

Yiminci yüzyıla girerken, bireylerin tüketiciye dönüşmesi, haz güdülü ekonominin ortaya çıkışı, aile üzerinde baskının artışına yol açtı. Yeni evlilik kurumu, evin güvenli cennet olmasına ek olarak ‘iyi yaşam'ın tapınağı olmasıydı. Bu sınırsızlık, gerçek aşk ve mutluluk ile heyecan dolu bir gelecek sözü verdi.

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığında evlilik stresi ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oldu. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatmin eksikliği gibi yeni nedenlerle boşanmalarda giderek artış görüldü.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, romantik aşk, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu.

Uzun bir liste!

Halihazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerin gösterir. Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılın ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.