Evlilikle İlgili Efsanelerin Çürütülmesi

Evliliğinizi yalnızca daha duyarlı bir iletişim kurmayı öğrenerek kurtarabileceğiniz görüşü, mutlu evliliklerle ilgili en yaygın yanlış yorum olsa gerek; ancak tek olduğu da söylenemez. Yıllar boyunca, hatalı olmakla kalmayıp çiftleri yanlış yola saptırabildiği, ya da daha kötüsü, evliliklerinin umutsuz bir vaka olduğuna inandırabildiği için yıkıcı olabilecek daha birçok efsane keşfettim. Bu yaygın efsanelerden bazı örnekler:

1-Nevrozlar ya da kişilik sorunları evlilikleri yıkar.

Takıntılı insanların evliliğe uygun olmadığını varsayıyor olabilirsiniz. Ancak, araştırmalarda, sıradan nevrozlarla sevgisizlik arasında yok denecek kadar zayıf bir bağlantı bulunmuştur. Gerekçesi, hepimizin çılgın yanları, pek akılcı yaklaşmadığı sorunları vardır. Mutlu evliliğin anahtarı ‘normal' bir kişiliğe sahip olmak değil, uyuşacağınız birini bulmaktır. Örneğin, Ahmet'in otoriteyle bir sorunu var; başında bir patron olmasından nefret ediyor. Kendisine emir veren ve ne yapacağını söylemeye çalışan otoriter bir kadınla evlenirse, sonuç felaket olur.Tam tersine kendine bir ortak gibi davranan ve patronluk taslamayan biriyle evlenmeli.
Dikkat edilmesi gereken nokta, nevrozların evliliği mutlaka yıkmadığıdır. Önemli olan onlarla nasıl baş ettiğinizdir. Birbirinizin tuhaf yanına ayak uydurup ilgi, saygı ve sevgiyle idare ederseniz , evliliğiniz çok iyi gidebilir.

2-Ortak ilgi alanları sizleri bir arada tutar.

Her şey, o ilgi alanlarını paylaşırken nasıl etkileştiğinize bağlıdır.

3-Al gülüm, ver gülüm.

Bazı araştırmacılar göre, düzgün evliliklerle başarısız olanları birbirinden ayıran, düzgün evliliklerde eşlerin karşı taraftan gelen olumlu girişimlerine aynı şekilde karşılık vermeleridir. Başka deyişle,

gülümsemeyi gülümsemeyle, öpücüğü öpücükle karşılarlar. Birisi gündelik işinde ötekine yardım ettiğinde, o da içinden gelerek aynısını yapar ve böylece sürüp gider. Karı-koca temelde, her nazik sözcüğün ya da eylemin karşılığını vermek konusunda yazılı olmayan bir anlaşmaya göre hareket eder. Kötü evliliklerde bu anlaşma bozulduğu için, havayı öfke ve kırgınlık kaplar. Teoriye göre, sendeleyen çift bu tür bir anlaşmanın gerekliliği konusunda bilinçlendirilirse, etkileşimleri onarılabilir. Ancak bu aynen karşılık verme durumu aslında, her iki tarafın da kimin kime ne yaptığının çetelesini tutma gereğini duyduğu mutsuz evliliklerde yaşanır. Mutlu bir karı-koca, pişirdiği yemeğin karşılığı olarak eşinin bulaşığı yıkayıp yıkamadığının hesabını tutmaz.Yalnızca eşi ve ilişkileri hakkında olumlu hisler beslediği için o işi yapar. Eşinizle aranızdaki bir meselede çetele tutmanız, o konunun evliliğinizde bir gerginlik alanı olduğunu gösterir.

4-Çatışmadan kaçınmak evliliğinizi çökertir.

Çiftlerin çatışma tarzları farklıdır. Kimisi kavgadan kaçınır, kimi bol bol kavga eder, kimisi de sesini bile yükseltmeden farklılıklarını dillendirip uzlaşmanın bir yolunu bulabilir. Her iki tarafın da işine geldiği sürece, hiçbir tarz diğerinden daha iyi değildir. Bir taraf hep bir çatışmayı dile getirmek isterken, diğeri sadece eleme maçlarını seyretmek istiyorsa, karı-kocanın başı derde girebilir.

5-Kaçamak ilişkiler boşanmanın temel nedenidir.

Çoğu zaman tam tersi söz konusudur. Çifti boşanmaya götüren evlilik sorunları, birini yakın ilişkiyi evlilik dışında aramaya da yöneltir. Evlilik dışı ilişkiler hakkında kitap yazan pek çok evlilik terapisti, bu buluşmaların amacının genellikle cinsellik değil; dostluk, destek, anlayış, saygı, dikkat, ilgi ve şefkat-yani, evliliğin sunması gereken şeyler-olduğu sonucuna varıyor. Boşanma konusunda yapılan bir anket de, boşanmış erkeklerle kadınların yüzde 80'i, birbirlerinden yavaş yavaş ayrı düşüp yakınlık duygusunu yitirdikleri, ya da sevildiklerini ve takdir edildiklerini hissetmediklerini evliliklerinin bozulduğunu söylemişti. Evlilik dışı bir ilişkinin kısmen de olsa sorumlu tutulabileceğini söyleyenlerin oranı, sadece yüzde 20 ile 27 arasındaydı.

6-Erkekler biyolojik olarak evliliğe uygun değildir.

Kaçamak ilişkilerin boşanmaya neden olduğu önermesinin bir sonucu olan bu kuram, erkeklerin doğaları gereği kadın peşinde koştuklarını, dolayısıyla da tek eşliliğe uygun olmadıklarını savunur. Bu, sözde bir orman kanunudur: türün erkeği olabildiğince çok yavru yapmaya çalıştığı için, tek bir eşe bağlılığı yüzeysel kalır. Bu arada, yavruların bakımı gibi büyük bir görevi üstlenen dişi, kendisini ve çocuklarını iyi besleyecek tek bir eş arar.

İnsanlar arasındaki evlilik dışı ilişkilerin sıklığı cinsiyetten çok fırsata bağlıdır. Pek çok kadının ev dışında çalıştığı günümüzde, kadınların yaşadığı evlilik dışı ilişkilerin oranı hızla artmıştır.

7-Erkeklerle kadınlar farklı gezegenlerden gelir.

Çok satan bir kitaplar dizisine göre, erkekler Mars'tan, kadınlar ise Venüs'ten geldikleri için, birbirleriyle geçinememektedirler. Ne var ki ayrı dünyalardan olanların da başarılı bir evliliği olabilir. Cinsiyet farklılıkları evlilik sorunlarına katkıda bulunabilir, ama neden olamaz.

Bu efsanelerin ima ettiği tek şey, evliliğin, çoğumuzun yeterince uygun olmadığı, son derece karmaşık ve dayatmacı bir kurum olduğudur. Evliliğin kolay olduğunu öne sürüyor değilim.Uzun süreli bir ilişkinin cesaret, kararlılık ve sebat gerektirdiğini hepimiz biliyoruz.Ancak evliliği gerçekten yürüten şeyin ne olduğunu bir kez anladığınızda, kendi evliliğinizi kurtarmak ya da korumak daha basit bir hale gelecektir.