Melankolik Bağlanma-Kendi olmaktan korkma

Bağlanma ve Bozuklukları



Eğer bir çocuk hayatının ilk 4-5 yılında korku verici birbiriyle çelişen,acılı,sevgisiz ve yoksunluklarla dolu deneyimler edinirse bu onun normal gelişimini engelleyecek temel bir bozukluk geliştirmesine neden olur.

John Bowlby 1950'li yıllarda 2 yaşından küçük çocukların anneleriyle olan ilişkilerinde annelerinin davranış biçimlerine ve varlık ya da yokluklarına belli bir tepki geliştirdiklerini gözlemlemiş,bu gözlemlerden yola çıkarak günümüzde önemi giderek daha iyi anlaşılmaya başlanılan Bağlanma Teorisi'ni ortaya atmıştır.Bağlanma,insan hayatının temel gereksinimlerinden biri olup,"Önem verilen birincil kişilerin aranması ve korunması gereksinimi" olarak tanımlanır Bowlby tarafından.Bu önemli "Öteki" bebekle doğduğu andan itibaren ilgilenen,ona bakan,besleyen ve sevgiyle yaklaşan kişi yani kural olarak annedir.Bağlanan bir "içsel nesne" oluşturur ruhunda bu önemli "öteki" için ,aynı zamanda bütün ilişki deneyimlerini birlikte yaşantılananları da içieren emosyonel bir "suret" yaratır.

Doğduktan altı ay gibi kısa süre sonra yenidoğanda bağlanma davranışı ortaya çıkar.Bağlanma davranışının amacı,bağlanma figürüne olan yakınlığın korunabilmesidir."Özellikle küçük çocukların kaygılı davranışlarında gözlenebilen bağlanma figürünün kaybedilmesi tehdidi korku uyandırır ve bağlanma davranışının şiddetli bir şekilde aktive olmasına neden olur:Ortadan kaybolan bağlanma figürü korkuyla aranır ve bulunduğunda ona dokunulur,sıkıca sarılınır" der Bowlby.

1.yaştan 18.yaşa kadar olan çocuk ve ergen yaşantısının ve davranışlarının normal gelişim çizgisi,ebeveynle güvenli bir bağlanmanın adım adım çözülmesi,bağımsızlığın yavaş yavaş erişilmesi doğrultusundadır.Belli yetiştirme tarzları,ihmaller,zarar veren davranış biçimleri ya da olumsuz yaşam olaylarına maruz kalınması,erken yaşta olumsuz ve acı dolu ilişki deneyimleri edinilmesi travmatizasyonla sonuçlanabilir ve bu da yaşananların şiddetine göre bazı ruhsal bozuklukların gelişmesine zemin hazırlar.Bu bozuklukların ortak noktası güvenli olmayan bir bağlanma ve bunu sonucunda ortaya çıkan ayrılma korkusu ve terk edilme paniğidir.Eğer anne baba bu güven verici temeli oluşturmakta başarısız olurlarsa ve çocuk için temel gereksinimlerinin giderildiği bir kaynak olmazlarsa bu korkutucu,güvenli olmayan bir bağlanmanın ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.Bu tür güvenli olmayan bağlanma,kişinin erişkinlik hayatında da yaşayacağı ayrılık korkusu ve terk edilme paniğinin nedenidir.

Çocuklukta güvenli olmayan bağlanmanın ortaya çıkmasına neden olan etkenler şöyle sıralanabilir.

Gerçek ayrılık deneyimleri.Eğer çocuk çok sık yalnız bırakılıyorsa,anne ve babanın varlığını güvenilir olarak yaşantılayamıyorsa,günler ve haftalar boyu kendisiyle esas olarak ilgilenen kişiden ayrı kalmanın acısını yaşıyorsa,en kötüsü de boşanma ya da ölüm nedeniyle anne babasını kaybediyorsa bu terk edilme korkularıyla dolu yaşantılar,çaresizlik duygularının,ölüm kokusunun eşlik ettiği dehşet anlarının ortaya çıkmasına neden olur.İnsanlık tarihinin erken dönemlerinde annenin yokluğu gerçek bir yaşamsal tehlike içermekteydi.Genlerimizde hayatta kalmayla ilgili böyle bir program halen bulunmaktadır.Bu nedenle böyle yaşam deneyimlerine maruz kalmış çocuklar ömürleri boyunca kendilerine eşlik eden bir ayrılık travmasına da belleklerine yerleştirmiş olurlar.

Yoksunluklar.Küçük çocuk durmadan bir şeylere gereksinim duyan bir canlıdır.Büyüyebilmek için en temel gereksinimlerinin doyurulması gerekir:Açlık ve susuzluğunun giderilmesi,bedensel temas ve sevgi dolu ilgi,korunma,güvenlik,yönlendirilme,özenli,şefkatli bir bedensel bakım.Bu temel gereksinimlerin eksik yaşantılanması ya da bunlara karşı kronik bir özlem içinde olmak derin bir güvensizlik duygusunun ortaya çıkmasına,dünyaya ve insanlara olan temel güvenin eksik kalıp sarsılmasına neden olur. Yardıma gereksinim duyulduğunda geri çevrilme.Çocuk sevgiye gereksinim duyar.Eğer reddedildiğini ya da arzulanmadığını hissederse,çaresizliğe düşer ve dünyayı anlamayı beceremez.

Kötü muamele.Pek göze çarpmayabilecek ama çocuğa çok zarar verebilecek bir davranış biçimi de çocuğu sık sık aşağılamak,cesaretini kırmak,onu ciddiye almamak,gülünç duruma düşürmek ve utandırmaktır.Sert eğitim metotları,şiddet,düşmanca davranışlar da çocuğu travmatize eder ve çocukta terk edilme duygusunun ortaya çıkmasına neden olur.Diğer yandan çocukta ancak güven duyma zemininde gelişebilecek bir güvenlik hissinin oluşmasını da engeller.

Dikkate almama.Çocuk ne yaptığının algılanmasına ve takdir edilmeye gereksinim duyar.Eğer çocuk anne babasının dikkatini çekemezse,anlaşılmazsa,anne babası için birşey ifade etmediği duygusuna kapılırsa,kendisini önemsiz ve kabul edilmemiş olarak algılar,bu da sürekli bir belirsizlikte yaşamasına neden olur.Hiç bir zaman başkaları için bir şey ifade edip etmediğinden,sevilip sevilmediğinden emin olamaz.

Yüklenme.Çok erken yaşta çok yüksek performans beklentisi çocuğun gelişim ritmini bozabildiği gibi zamanından erken,zorlama bir bağımsızlık gelişimine de neden olabilir.Aşırı kontrol,fazla çalıştırma,gereğinden fazla sert bir yetiştirme tarzı çocuğu anne babanın istediği doğrultuya yönlendirebilir.Ama bu yön çoğunlukla çocuğun eğilim ve becerilerine uygun olmaz ve yanlış bir kendilik gelişmesiyle sonuçlanabilir.Çocuk insiyatif almayı öğrenemez,yetişkinlerin istek ve beklentilerine boyun eğer ya da tam bir isyankar olup çıkar. Agresif

Engellenme.Çocuğun duygularını dışa vurması ya da karşı çıkışı çeşitli nedenlerle engellenirse bu da gelişim üzerinde çok zararlı etkiler gösterir.Böyle bir durumda çocuk agresif bir engellenmişlik geliştirir,kendini çok zor ortaya koyar,hayır demeyi beceremez,kendi gereksinimlerini ifade edemez ve kendisi için önemli olması gereken insanlara güvenmeyi öğrenemez. Anne-Babanın keyfi,önceden kestirilemez davranışları.Eğer çocuk önemli bağlanma figürleriyle olan birlikteliğinde güvende olma,gerektiğinde yardım ve teselli edileceğini bilme konularında güvenilir bir önceden kestirebilirlik hissine sahip olmazsa bu da gelişimine olumsuz etki eder. Yukarıda bazılarını saydığım etkenlerden ötürü gelişen güvenli olmayan bağlanma,çocuğun birincil bağlanma figürüyle olan ilişkisinde zamanla olması gereken gevşemeye izin vermez.Çünkü ancak güvenli bir bağlanma zemininde çocuk anne babadan yavaş yavaş ve güvenilir bir biçimde uzaklaşır,yani ayrılık yaşamaya cesaret edebilir.Bu tür güvenli bir bağlanmanın olmadığı ailelerde yetişen çocuklar paradoksal bir davranış biçimi geliştirirler.Kendilerine güven vermeyen bağlanma figürlerinden kaçıp gideceklerine onlara daha da sıkı sıkıya bağlanıp kalırlar.

Güvenli olmayan bağlanma esas olarak üç önemli sonuç doğurabilir:

Kişi çocukluğunda ve erişkinlik hayatında hayali ya da gerçek bir ayrılıkla karşılaştığında kaybetme korkusu,hatta daha ağır durumlarda terk edilme dehşeti hisseder.Bu kaybetme ve terk edilme korkularının oluştuğu ilk iki yılda çocuk duygularını henüz sözel olarak ifade etmiyor olduğu için,daha sonraki yaşlarda ortaya çıkan ayrılık tehdidi durumlarında yaşantılanan duygular da sözcüklerle ifade edilemez.Korku ve dehşet duygularına uygun sözcük dağarcığı henüz oluşmamıştır.Kişi tanımlayamadığı söze dökemediği,anlayamadığı bir olumsuz duygu sağanağı altındadır.Kişi kendisi için önemli olan "öteki"nin onunla kalıp kalmayacağını,ona değer verip vermediğini bilmediği sonsuz bir belirsizlik duygusu içinde yaşayıp gider. Hayatında güvenli bir bağlanmayı hiç yaşamamış kişi yaşadığı ilişkiye hak ettiğinden fazla değer atfeder.Şimdiye kadar hiç yaşanmamış ,ömür boyu özlenmiş olan şey bedeli ne olursa olsun yaşanacaktır.

Sevilen kişiye duyulan şükran dolu bağlanma dünyadaki en önemli şeye dönüşür.Bunun arkasında yatan çocukluk özlemi,daha önce yaşanamadan kalan güvenli bağlanma özleminin geç de olsa yaşanabilmesi ve eksik olanı tamamlama isteğidir. Güvenli olmayan bağlanma yaşayan kişi şimdiye kadar özlediği şeyi kaybetmemek için elinden gelen herşeyi yapacaktır,kendisi mutsuz da olsa birlikteliği aslında çoktan bitmiş deolsa. Mutsuz bir evlilik yürüten kişileri boşanmış kişilerden ayıran temel bir kişilik özelliği vardır,güvensiz bağlanma: Eşlerine aşırı derecede fikse olmuş ve aynı zamanda büyük bir terk edilme korkusu yaşayan kişiler kötü ilişkilerini ne pahasına olursa olsun sürdürme çabası içindedirler.Düsturları, hiç bir ilişki olmayacağına kötü bir ilişki olsundur.Buna rağmen bu kişiler mutlu bir birliktelikleri olanlarla da ayrılmış kişilerle de karşılaştırıldıklarında hem daha mutsuz,gergin ve streslidirler,hem de çok daha fazla depresif belirti gösterirler. Kısaca tekrarlarsak güvenli bağlanma geliştirememiş birey; Eşinin ilgi ve sevgisinden hiç bir zaman emin olamaz, Yaşadığı beraberliğe her zaman hak ettiğinden daha fazla anlam atfeder, Terk edilme korkusunun bu dehşet duygusunun tekrar ortaya çıkmasından korktuğu için beraberliğine ne olursa olsun son vermek istemez, Bu nedenle beraberliğinin bittiğini artık biliyor olsa bile,sürdürmek için elinden ne geliyorsa yapar.

Melankolik insan,çocukluğunda en yakınlarından çok az annelik,güvende olma hissi,doyum,kabul ve takdir görür,yani güvenli olmayan bağlanma geliştirir.Yakınlık gereksinimi doyurulmadan kalır,hayal kırıklığıyla sonuçlanır ama yakınlık ve ilgiye olan açlığı olduğu gibi kalır.Çocukluğunda yaşadıkları nedeniyle duyduğu hayal kırıklığı dolu öfke ve keder sonucunda Melankolik,bir insanın emosyonel sıcaklığını ve kendisine vereceğini umduğu değeri elde edebilmek için şu çözümü bulur: Kendisinin hiçbir zaman sahip olmadıklarını karşısındakine umutsuzca vermek.

Anlayış,önem,değer,övgü,ilgi,bakım.

Büyük bir sorumluluk duygusuyla kendini yakınlarına adar,kendi arzu ve gereksinimlerini geri plana iterek kendi yaşamını yakınlarının beklentilerine göre düzenler,ilişkinin huzuru ve uyumu için çırpınırcasına çabalar,benliğini yok ederek bir kurban gibi sunar kendini. Arzu ve gereksinimleri yine de beklenmedik bir biçimde su yüzüne çıkmaya kalktığında ayıplar kendini,çünkü çocukluğundan getirdiği yaşam tecrübesi budur.Çocukluğunda sevgi dolu aynalama ve bireyinin onaylandığı duygusunu o kadar az yaşantılamıştır ki,doğru dürüst bir kendilik bilinci ve kendilik değeri geliştirme şansı olmamıştır.Bu nedenle durmadan kendi değeri ve sevilirliği hakkında şüphe içindedir.Bu bitmez çelişki içinde umutsuzca bağlanmak zorunda kalır.

Şımartan anne.Bunun dışında bir de bütün sevgisini,ilgisini çocuğuna yatıran,çocuğunu hayatında olmayanın yerine koyan annenin hikayesi vardır.Bu anne çocuğun bebek kalmasını,çaresizce ona bağımlı olmasını ve gereksinim duymasını ister.Bu annelerin kendileri melankolik bir yapıya sahiptirler ve bilinçdışı bir kaybetme ve yaşama korkusu nedeniyle,çocuklarını sevgilerini kaybetmekten büyük korku duyarlar.Bunun sonucunda çocuklarını şımarttıkça şımartırlar.Üzerlerine durmadan şefkat boca eder ve hiç bir şeylerini eksik etmezler.Bir annenin böyle davranması çoğunlukla kaderin bir oyunudur.Ya kendi ilişkilerinde büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır ya da ölüm onları eşlerinden erkenden ayırmıştır,çocukları böylece hayatlarının tek anlamı olarak kalmıştır. Anne bu durumda çocuğuna çocuğunun sevgisine aşırı gereksinim duyar,çocuğun kendine minnettar kalabilmesi için elinden geleni yapar.Çocuk büyüdükçe anne için her şey daha zor olur.Çocuğun gelişimini izlemek,onun kendisine gün geçtikçe daha az gereksinim duyduğunu fark etmek annede dehşet duyguları uyandırır. Kendisi kaybetme korkusundan mustarip melankolik anne çocuğunu doğduğu andan itibaren şımartmaya başlar.Her ağladığında hemen kucağına alır,en ufak hoşnutsuzluk belirtisini aşırı şefkatle yanıtlar,öyle ki çocuk duygularını ifade etme ve kendi çözümlerini üretebilme şansı bulamaz.Bütün dikkati çocuğa yöneliktir,öyle bir içiçelik söz konusudur ki,her ikisine de hiç hareket alnı kalmamıştır neredeyse.Hayatta çocuğun karşısına çıkacak bütün sorunları önceden fark etmek için çabalar ve onunla dünya arasına girerek onu korumaya çalışır,oysa sonuçta yaptığı çocuğu hayata yabancı ve acemi kılmaktır.Çocuğun aslında yaşına uygun davranışlarına aşırı bir duyarlılıkta yanıt verir ve kırılır,yaralanır,sonuçta çocukta suçluluk duygusu uyandırmayı başarır.Çocuk her tülü bağımsızlık girişiminde annesini kırabileceği korkusu ve duygusuyla dünyadan elini eteğini çeker. Bütün bunlar çocuğu en baştan itibaren anneye bağlamakla kalmaz,aynı zamanda çocuğun annenin kendisi ya da onayı olmadan herhangi bir şey yapmasını da engeller.Böyle bir ilişkide çocuk olası bütün arzularından vazgeçer,hayattan geri çekilir,pasif bir bekleme durumuna geçer.Çocuğun arzularından isteklerinden vazgeçmesi,bütün hayatı boyunca herhangi bir sorun ortaya çıktığında başkalarına bağımlı bir davranış modeli geliştirmesiyle sonuçlanabilir.

Melankolik anne dış dünyayı tehlikelerle dolu güvenilmez bir yer olarak tanıttığı için,çocuk sıcaklığı,güvenliği,anlayışı yalnızca evdeki annede bulabileceği düşüncesini geliştirir.Zamanla dış dünyaya ilgisi daha da zayıflar,gereksindiği en iyiyi yalnızca evde bulacağı inancı pekişir. Melankolik anne için çocuğun bütün arkadaşları çocuğunu onun elinden alabilecek potansiyel bir rakiptir.Bu nedenle çocuğun dış dünyayla her bağlantı kurma denemesi ağır bir yaralanma yaşantılamasıyla sonuçlanır.Melankolik anneden ayrılma ve bağımsızlaşma çabalarının tamamı annenin onun için kendisini nasıl feda ettiği,bunu kendisine nasıl yapabildiği türünden yakınmaları ve suçlamalarıyla karşılanır.Bütün bunlar doğrudur da ama çocuk istememiştir ki bu kadar yoğun ilgi ve şefkati,üstelik zarar da görmüştür bütün bu ilgi ve şefkatten.Suçluluk duygusu onu hiç terk etmemecesine içine işlemiştir artık.Karşılaşacağı yaşamak zorunda kalacağı bütün ayrılıklarda dehşet ve suçluluk duygusu Demokles'in kılıcı gibi tepesinde sallanıp duracaktır hayatı boyunca.
Dr.Alper Hasanoğlu-Bir terapistin arka bahçesi kitabından alınmıştır.