Annelik


Çocuğun ruhsal gereksinimini tek bir sözde özetleyebiliriz: Sevgi...

Bu sözün içine annenin gösterdiği ilgi, sevecenlik ve sıcaklık girer. Ancak bebeğin sevgi görmesi yetmez. Bu sevginin sürekli olması ve en az iki kişiden gelmesi önemlidir. Sevgi veren kişilerin durmadan değişmesi, sevgi yeterli olsa bile yavru için güven verici olmaz.

Annelik yeteneği sanıldığının tersine tümüyle içgüdüsel bir yetenek değildir. Başka bir deyişle kendisi yeterli sevgi almamış bir anne yavrusuna yeterli sevgi vermekte güçlük çekmektedir. Sevgiyle büyümüş bir genç kadın ise anne olunca yavrusuna yeterli sevgiyi doğal olarak vermektedir. Ayrıca annenin yavrusuna özenle bakabilmesi yeterli ilgi ve sıcaklığı göstermesi kendisinin sağlıklı ve mutlu olmasına bağlıdır.

Eğer anne bebek bakımının olağan güçlüklerine ve sıkıntılarına karşın yavrusunun tadını çıkarabiliyor ve onun kendi mutluluğunu arttırdığı duygusunu duyabiliyorsa korkmasına hiç gerek yoktur.

Kimi titiz anneler bebeği emziğe alıştırmaktan korkarlar. Oysa bebek karnı doyduktan sonra bile emmeye doymamıştır. Bu bakımdan bebeklerin bir yaşını geçtikten sonrada yatma saatlerinde emzik emmeleri çok yararlıdır. Kimi bebek gündüz almadığı emziği yatma saatlerinde iki üç yaşlarında bile arar. Çocuğun ilgisi iyice azalmadan emziğin zorla bıraktırılması doğru olmaz.

Anne Çocuk Ayrılığı

Genellikle ilk üç yaşta çocuk anasının geçici ayrılığına birkaç hafta dayanabilir. Bebeklik çağında bu ayrılığın bir haftayı geçmemesi doğru olur. Dört beş yaş çocukları tanıdık kimse yanında ana ayrılığına bir iki ay süreyle katlanabilirler. Kalıcı iz bırakmaz ama çocukların tepkileri çok değişiklik gösterebilir. Aslında her çocuk ana ayrılığına ağlamayla tepki gösterir, huysuzlaşır, hırçınlaşır.

Bir aylık gezi için çocuklarından ayrılan ana baba döndüklerinde çocuklarının uzak durduğunu görüp şaşırırlar. Bir süre sonra çocuk koşarak ana babasına sokulur, anayı her yerde izler, yanından ayrılmak istemez. Bu davranış annenin yeniden gideceği korkusuna karşı çocuğun kendisini savunma yoludur.

Ana ilk üç ayda geri dönerse bebek kısa sürede eski sevincine ve canlılığına kavuşuyor. Duraklayan gelişmesi yeniden hız kazanıyor. Ancak 3-5 aydan uzun süren ayrılıklarda bebeğin kendini toparlaması çok güç oluyor.

Çalışan Anne

Çalışan annelerin durumları ne denli güç olsa da umutsuz değildir. Annelikte önemli olan çocukla geçirilen sürenin uzunluğu değildir. Bundan daha önemli olan ilişkinin niteliği ve sürekliliğidir.

Yüksek öğrenimden geçmiş ama mesleğini uygulayamayan ev işlerinden çok bunalan annelerin bu yönden desteklenmesi doğru olur. Çalışmakla mutlu olan bir kadın ev işlerini düzene koymuşsa annelik rolünde daha başarılı olabilir. Ancak annenin çalışması karı-kocanın durumlarını tartarak verebilecekleri ortak bir karar olmalıdır. Başka bir deyişle anne eviyle işi arasında bölünüyor, çok yoruluyor, eşinden de destek almıyorsa küçük çocuklar olumsuz yönde etkilenebilir.

Yurdumuzda sık görülen sakıncalı bir uygulamadan söz etmeden geçmeyelim: Kimi çalışan eşler, doğumdan kısa bir süre sonra bebeği anneanne ya da babaannenin eline bırakırlar. Anne ve baba çocuğu ya her akşam ya da haftada birkaç kez görmeye giderler. Bu durumda çocuk ana ve babadan uzaklaşır. Anneanne ya da babaanneye bağlanır. Çalışan annelerden çocuklarını uzak bir kentteki nineye bırakıp büyütenler de vardır. Bu daha da sakıncalıdır. Ana ve babanın yapacağı en iyi şey akşamları çocuklarını kesinlikle yanlarına almaktır. Evinden kopmaması için çocuk hafta sonlarını ve geceleri kendi evinde geçirmelidir.