BU ÇOCUK NE ZAMAN AÇILACAK PSİKOLOG HANIM?

Yazan: Fulya KAYA TEZEL InCity dergisinin Ekim,2012 sayısında yayımlanmıştır.

Birçok aileden “çocuğumun içe kapanık olmasını istemiyorum” cümlesini işitiyorum. “Atılgan, girişken, kendini savunan, sözünü sakınmayan bir çocuk olsun. Hatta biraz yırtık.” Yırtık olmamanın sillesini yemiş anne babaların serzenişleri belki de bu sözler, ancak ciddi bir endişenin yansıması olduğu da ortada. Sadece çocuklarımızı değil kendimizi de böyle hayal ediyoruz üstelik. Özgüveni yüksek, esprileriyle ortalığı kasıp kavuran, sesi az biraz yüksek çıkan baskın karakterler sadece komedi filmlerinde değil, birçok yetişkinin fantezi dünyasında da karşımıza çıkıyor.
Tıpkı mutlu olma konusunda olduğu gibi; girişken, konuşkan olma konusunda da hem açık hem gizli bir baskı var üzerimizde. Bu baskı, bireyci toplumlardan köken alıp tüm dünyayı yavaş yavaş etkisi altına alan bir salgın halinde kendini gösteriyor. Biliyorsunuz; özellikle batı toplumlarında insanların yaşamı bireysel başarı üzerine kurgulanır. Yırtma, köşeyi dönme, sıyrılma deyimleri de başarının hep bireysel dışavurumlarını yansıtan ifadeler. Bu tip kültürlerde ne yazık ki, kişinin yeterliliği sözel aktivitesine bağlı olarak algılanır. Dolayısı ile bir grup içerisinde sessiz kalan kişiler yetersiz algılanır. Oysa ki gerçekler böyle olmayabilir. Sessizliğin ardında daha derin ve sofistike nedenler olabilir. “İçe kapanık” dediğiniz çocuğunuz da belki sadece “içe dönük” biri olabilir.
“Ne fark eder ki, konuşmuyor” demeyin. Psikoloji biliminde utangaçlık, içe kapanıklık, içe dönüklük ya da sosyal fobi kavramları aynı şeyi ifade etmez. İçedönüklük kavramı psikolojinin en önemli isimlerinden biri olan Carl G. Jung tarafından ortaya atılmıştır ve utangaç demek değildir. Jung'a göre içe dönük kişiler enerjilerini kendilerinden, kendi içlerine dönmekten alırlar. Yalnız kaldıklarında, tek başına yapmaktan hoşlandıkları şeylerle, düşünerek, okuyarak vb. aktivitelerle enerji toplarlar. Bunun aksine dışa dönükler enerjilerini diğer insanlardan alırlar. Kendilerine gelmek için diğerleriyle temasa geçmek ihtiyacı duyarlar. Aslında biri diğerinden daha üstün değildir. İkisi de (içedönüklük ve dışadönüklük) kişiliğin farklı dışavurumlarıdır. Ancak günümüz toplumunda içe dönüklerin değeri gittikçe azalmaktadır çünkü dışarıdaki hayat bizi hergün daha dışadönük olmaya, toplum önünde daha ‘başarılı' olmaya zorlamaktadır.
Sözlerim, içedönüklerin tamamen ketum insanlar olduklarını düşündürmesin. Aslında içedönük kişiler de konuşmaktan zevk alırlar ancak konuşmak için gerçekten söyleyecek bir şeyleri olmasını beklerler. Utangaç olan kişi ise diğerleriyle iletişime geçmeyi çok arzuldığı halde bunu yapamaz. Kalabalık bir partide utangaç kişi de, içedönük kişi de görünmez bir duvarın ardında dururlar. Ancak içedönük halinden ve aradaki mesafeden memnunken, utangaç olansa başka çaresi olmadığından duvarın ardındadır.
Çoğunlukla yanlış anlaşılan ve gittikçe dışadönük hale gelen bir dünyada yaşamını olduğu gibi sürdürmekte zorlanan içedönükleri gelin biraz daha iyi tanıyalım;
İÇEDÖNÜK İNSANLAR...
· Kendi düşünceleri ve yalnızlıklarıyla rahat etmeyi bilirler ancak sürekli yalnız kalmak istemezler. Aslında topladıkları enerjiyi, bilgiyi paylaşmak isterler, sıklıkla en azından bir kişiyle derin bir bağlantı içinde olmayı tercih ederler.
· Havadan sudan konuşmalar ya da kısa konuşmalardan zevk almazlar.
· İnsanlardan korkmazlar, sadece etkileşimde bulunmak için bir nedene ihtiyaç duyarlar. Sırf konuşmuş olmak için iletişime geçmezler.
· İçedönüklerin zeka konusunda özel bir avantajları olmasa da, herhangi bir durumda daha fazla bilgi işlemledikleri bilinmektedir. Bunu en iyi sessiz ortamlarda ve bire bir diyaloglarda yaparlar.
· Dış uyaranlar ve çeldiricilerden daha az etkilenirler.
· Popüler trendleri takip etmezler.
· Mutluluk yerine anlam peşinde koşarlar. Mutlu olmak adına sürekli olumlu uyaranlar peşinde koşmak gibi dertleri yoktur.
· Diyalogda daha çok dinleyici pozisyonundadır.
· Cevap vermeden önce düşünmeyi tercih ederler, hatta bir çoğu söyleyeceklerini önceden düşünmek isterler. Fikirlerini açıklamak için gerçeklere ihtiyaç duyarlar
· İçedönükler düşünmeye zaman tanıyacak kadar ağır akan diyaloglardan hoşlanırlar, beyin fırtınası onlar için iyi işlemeyebilir. Yazı yazmakta ise iyidirler.
· Dışarıda olmaktan keyif alırlar, sadece sürekli dışarıda olma ihtiyacı duymazlar, deneyimleri hızlıca işlemlerler. Eve dönmek için hazırdırlar. Eve gitmek yeniden şarj olmak isterler.
· Aile üyeleri, eşler ve iş arkadaşlarıyla görüşme sıklığı dışadönüklerinkiyle aynıdır.
· İnsanlara değer vermedikleri düşüncesi de yanlıştır. Aslında dostlarına fazlasıyla değer verirler.
Özgüvenin ukalalıkla, azmin hırsla, fedakarlığın sabırla, içedönüklüğün utangaçlık ve yetersizlikle karıştığı bir dönemde idealleriniz ve çocuklarınız için dilediklerinizi tekrar gözden geçirmeniz dileğiyle,
Fulya KAYA TEZEL