Şema Terapi

Şema Nedir?

Yazan: Psikolog Fulya KAYA TEZEL Tarih: 2010

İnsan dünyaya geldiğinde zihninde sabit bilgiler yoktur ancak insan bilgi edinme ve bilgi işlemleme kapasitesiyle dünyaya gelir. Böylelikle her an ve her deneyim sonucu yeni bir bilgi edinir ve bu bilgiler zihnimizde karmaşık ağlar şeklinde korunur. Biz de dünyayı bu bilgiler yoluyla algılar ve hareket ederiz.

İnsan zihninde bilgilerin organize edilmesinde şemalar görev alır. Şemalar herhangi bir şeye ilişkin geliştirdiğimiz ana kalıp yargıdır. Şemalar her şeye dair geliştirilebileceği için sayılarla belirlenemeyecek kadar çok olabilirler: anne şeması, baba şeması, süt şeması, kalem şeması, insan şeması, araba şeması, çekmece şeması, dostluk şeması vb. Geliştirilen bu şemalar, daha sonra karşılaştığımız durumları anlamada ve yorumlamamızda bize rehberlik eder. Temel zihinsel yapılarımız olan şemalar “kök inanç” ya da “çekirdek inanç” olarak da kabul edilebilir. Bütün davranışlarımızın, tutumlarımızın, inançlarımızın gerisinde 'çekirdek bir inanç' yatar.

Daha da önemlisi şemalarımız bilgileri işlememizde filtre görevi görürler yani dışarıdan aldığımız her bilgiyi mevcut şemalarımızın süzgecinden geçirerek anlarız, yorumlarız ve bu değerlendirme sonucu hareket ederiz. Yani şemalar, bize gelen bilgiyi değerlendirmeye soktuğumuz bir filtre, bir süzgeç olarak işlev görürler. Olayları, durumları sahip olduğumuz şemalara göre değerlendirir ve kararlarımızı şemalara göre veririz. Öyle ki hayatımızı biz değil, şemalarımız yönetiyor diyebiliriz.

Çocukken gelişen bu şemalar ve kök inançların asıl işlevi çevremize uyum sağlamamızı kolaylaştırmaktır. Kendimize, insanlara, dünyaya ve geleceğe dair kurallar şeklinde olan bu şemalar bizi belirsizlikten ve her durumda her şeyi yeni baştan öğrenme zahmetinden kurtarır. Fakat şamalar daima varlıklarını sürdürme savaşı verdiklerinden bazen aksi yönde de işleyebilir. Yani çocukken biz fark etmeden oluşan bu şemalar ortam, zaman, çevremizdeki insanlar değişse de değişmezler ve çocukken uyumumuzu sağlayan şemalar bir süre sonra bizim için uyum bozucu hale gelebilir ve birçok psikolojik probleme neden olabilirler. Bu inançlar daha çok bizi engelleyen, yerimizde saydıran, ilişkilerimizi bozan eşik altı kurallara dönüşürler. Yani şemalar zamanla katı, değişmez, koşulsuz kabul edilen değerlendirmeler haline gelirler. Bu özellikleri sayesinde şemalar gittikçe güçlenir, değiştirilmeleri daha da zor hale gelir.
Üstelik tüm bunlar eşik altı düzeyde, bilinçaltımızda yani biz fark etmeden gerçekleşir. Şemalarımız bize neyi görüp neyi görmeyeceğimizi, masada konuşulan diyalogta hangi sözü işitip işitmeyeceğimizi, bir durum karşısında nasıl davranacağımızı, bir sorunla ne şekilde baş edeceğimizi söyleyen gizli suflörlerimiz gibidir.

Şema Terapi Nedir? Terapi Süreci Nasıldır?

Yazan: Fulya KAYA TEZEL Tarih:2010

Şema terapi, kendimizle ve diğer insanlarla ilgili olarak geliştirdiğimiz bu uyum bozucu şemaların tespit edilmesi ve değiştirilmesini konu edinir. Jeffrey Young tarafından geliştirilmiştir.
Şema terapi değiştirilmesi zor, kişinin hayatına yayılmış, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan, kronik yani uzun süreli, tekrarlayıcı psikolojik problemler için tasarlanmıştır. Çok çeşitli terapi tekniklerini birleştiren bütünleştirici bir teori ve tedavi yaklaşımıdır.

Şema Terapide Terapi Süreci

Şema terapinin temel amacı, danışanların mevcut problemlerinin kökeninde yatan şemalarını tespit etmek ve bunları değiştirerek temel ihtiyaçlarına (sevgi-bağlanma, hareket özgürlüğü, eğlenebilme, kendini ifade edebilme ve gerçekçi limitler oluşturma) sağlıklı yollarla ulaşmasına yardım etmektir. Şema terapi sürecinde iki temel aşama vardır:

1- Değerlendirme Ve Eğitim Aşaması: Bu aşamanın temel amacı, danışanın durumunu değerlendirme; danışanı, problemleri hakkında ve şema terapi hakkında eğitmektir. Bu aşamada danışanın hayatının merkezindeki şemalar tespit edilir, bu şemaların hayatındaki olumsuz etkileri ortaya konulur, danışanın şemaya ait duygularla temas etmesi sağlanır, işlev bozucu başa çıkma tepkileri ve modları tespit edilir. Problem listesi ve terapi hedefleri oluşturulur. Bununla birlikte problem durumunun şema terapi için uygunluğu değerlendirilir. Şema terapiye uygun olmayan durumlar için farklı yöntemler kullanılır ya da danışana uygun yardım için yönlendirmede bulunulur.
Şemalar, başa çıkma tepkileri ve modlar belirlenirken danışanın yaşam öyküsünden, imajinasyon çalışmalarından vb. yararlanılır. Bunun yanı sıra çeşitli ölçekler kullanılır.

2- Değişim Aşaması: Şema terapide değişim en temelde 4 temel alan üzerinden sağlanır: Bilişsel Alan, Yaşantısal Alan, Terapi İlişkisi Alanı ve Davranış Kalıpları Alanı.
Her alan için, kendine has yöntem ve teknikler kullanılır. Uygulama her alanı ayrı ayrı ele almak yerine, holistik/bütüncül bir anlayışla gerçekleştirilir.

Şema Terapinin diğer terapi yöntemlerinden farkı nedir?



Bilişsel-davranışçı terapiler çoğunlukla bireyin güncel problemi ve bunun çözümü üzerine odaklanır. Belirtilerin geçmiş yaşam deneyimleriyle olan bağlantısı üzerine çalışmaz. Bu terapi tekniği özellikle akut problemlerde (örneğin bir kayıp sonrası başlayan depresyon, kaygı bozuklukları vb.) oldukça etkili bir tedavi yöntemidir.

Psikanaliz ise bireyin sorunlarıyla ilgilenirken bilinçaltına odaklanır. Belirtilerin çocukluk döneminde yaşanan saplanmalar nedeniyle ortaya çıktığı varsayımını kabul eder. Oldukça köklü olan bu yöntem ise oldukça uzun (3-7 sene) sürebilir yani hem zaman hem ekonomik açıdan birey için maliyetli olabilir. Şema Terapi bu bağlamda daha uzun süreli ve takrarlayan problemlerin çözümüne yönelik görece daha kısa bir tedavi imkanı sağlar.
Şema Terapi Modeli Nedir?

Şematerapi (ŞT), değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıklar için geliştirilmiş, terapide bilişsel, davranışçı, kişiler-arası ve yaşantısal teknikleri birleştiren bütünleştirici bir kuram ve tedavi yaklaşımıdır. JeffreyYoung ve arkadaşları tarafından klasik bilişsel-davranışçı terapilerin tedavi etmekte zorlandığı kronik ve karektorolojik rahatsızlıkların tedavi edilmesi amacıyla geliştirilmiştir. (Young ve arkadaşları, 2003).

ŞT, bilişsel-davranışçı, bağlanma, nesne ilişkileri, yapılandırmacı, psikanalitik ve Geştalt gibi farklı ekollerden çeşitli teknikleri bünyesinde barındırır. Kaynağını bilişsel- davranışçı yaklaşımdan alsa da genel anlamda bilişsel-davranışsal kuramın genişletilmiş halidir (Young ve arkadaşları,2003).

ŞT modelinde kronik karektorolojik bozuklukların temelinde kişiler arası sorunların yattığı kabul edilir ve bireyin özellikle kişiler arası ilişkilerine odaklanarak terapi süreci ilerletilir. Terapi hastaya bağlı olarak kısa, orta ya da uzun dönemde gerçekleştirilebilir. Genellikle psikotropik ilaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapiyle birlikte yürütülür.( Young ve arkadaşları 2003).

Young ve arkadaşlarına göre şema terapinin temel amacı bireyin mevcut problemlerinin kökeninde yatan şemaların tespit edilmesi ve bunları değiştirerek temel ihtiyaçlarına ( sevgi-bağlanma,hareket özgürlüğü,eğlenebilme,kendini ifade edebilme ve gerçekçi limitler oluşturma) sağlıklı yollarla ulaşmasına yardımcı olunmasıdır.

ŞT süreci, ‘değerlendirme ve eğitim aşaması' ve ‘değişim aşaması ‘ olmak üzere iki temel aşama üzerinden ilerler. Değerlendirme aşamasında erken dönem uyum bozucu şemalar baş etme biçimleri ve tepkileri şemaların çocukluk ve ergenlik kökenli, işlevsiz yaşam örüntülerinin değerlendirilmesini amaçlanır. Bunun için kişisel bildirim, deneysel, davranışsal ve kişilerarası ölçümler kullanılır. Değişim aşamasında ise uyum bozucu şemalar ile işlevsiz baş etme biçimleri ve modlar değiştirilmeye çalışılır. Bu amaçla bilişsel, deneysel, davranışsal ve kişilerarası teknikler kullanılır.

ŞT eksen 2 bozukluklarının ve kronik eksen 1 bozukluklarının tedavisinde etkilidir. ŞT'nin kronik depresyon ve anksiyetinin, yeme bozukluklarının kronik çift problemlerinin, tatmin edici yakın ilişkileri korumadaki uzun süreli rahatsızlıkların tedavisindeki etkinliği kanıtlanmıştır. (Young ve arkadaşları 2003).

Kaynak: Kaya-Tezel, F., Tutarel-Kışlak, Ş., Boysan, M. (2015). Relationships between Childhood Traumatic Experiences, Early Maladaptive Schemas and Interpersonal Styles. Arch Neuropsychiatr 2015; 52: 226-232.

ERKEN DÖNEM UYUM BOZUCU ŞEMALARIN KÖKENLERİ

Erken dönem uyum bozucu şemların gelişimi temel olarak birbirleri ile ilişkili iki bileşenin etkisi altındadır; kalıtım ve yaşanan çevre (Karahan, 2006).

i) Temel Duygusal İhtiyaçlar: ŞT kapsamında çocukluk döneminde karşılanması gereken bazı temel bahsedilmektedir. Kişinin sağlıklı ve uyumlu gelişimi için çocukluk dönemindeki bu ihtiyaçların işlevsel bir biçimde karşılanması gerektiği belirtilmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanmaması, engellenmesi ya da aşırı karşılanması gibi durumlarda ise erken dönem uyum bozucu şemaların geliştiği ileri sürülmektedir. (Young, 1990; Young ve ark.,2003).

Bu temel ihtiyaçların karşılanması çocuğun mizacı ve erken dönem yaşantılarıyla da ilişkilidir. Bu ihtiyaçların, yoğunluğu ya da önceliği kişiden kişiye değişse de her insanda var olan evrensel ihtiyaçlar olduğunu belirten Young ve arkadaşları, (2003) 5 temel ihtiyaç tanımlamıştır.

1. Diğerlerine güvenli bağlanma (güvenlik, durağanlık, beslenme ve kabul görmeyi içerir)

2. Otonomi, yeterlik ve olumlu kimlik algısı

3. Duygu ve ihtiyaçları ifade etme özgürlüğü

4. Spontanlık (kendiliğindenlik) ve oyun

5. Gerçekçi sınırlar ve özdenetim

ii) Erken Dönem Yaşantılar : Çocuğa zarar veren deneyimlerin yukarıda belirtilen temel duygusal ihtiyaçların doyumuna ilişkin sorunlar yaratacağı şüphesizdir. Bu bağlamda çocuklukta yaşanan travmatik deneyimlerin erken dönem uyum bozucu şemaların birincil kaynağı olarak kabul edilmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Young ve arkadaşlarına (2003) göre çocuğun aile ortamının dinamikleri aynı zamanda o Çocuğun tüm dünyasının dinamiklerini oluşturmaktadır. Aslında yetişkin bir birey erken dönem uyum bozucu şemalarını tetikleyen herhangi bir durumla karşılaştığında Çoğu zaman yaşanan şey o kişinin çocukluğuna ait, genellikle ebeveynle yaşanmış bir sahnenin draması gibidir. Çocuğun ebeveyn ya da bakım vereniyle olan erken ilişkilerinin önemi bağlanma kuramı gibi birçok kuram tarafından kabul edilmektedir (Caner, 2009). Bu bağlamda istismarcı, duygusal olarak soğuk, reddedici ya da aşırı izin verici, sınırsız, kuralcı, aşırı düşkün, cezalandırıcı tarzda ebeveynlerin erken dönem uyum bozucu şemaların gelişimine kaynaklık ettiği belirtilmektedir (Young ve ark., 2003).

Ayrıca Young (1990) yaşamın ilk dönemlerinde, aile içinde gelişmiş olan şemaların yaşamın sonraki dönemlerinde oluşan şemalardan çok daha güçlü ve yaygın etkilere sahip olduğunu ileri sürer. Çocuk büyüdükçe yaşadığı çevre, bağlı olduğu kültürel değerler, okul ve iş çevresi, arkadaşları gibi aile ortamı dışındakiler de bazı uyumsuz şemaların gelişimine katkıda bulunabilir ancak Young 'in sayıtlısına göre bir şema ne kadar erken gelişmişse o kadar güçlüdür (Caner, 2009). Young ve arkadaşları (2003) ŞT modelinde şema gelişimini hızlandıran 4 tip erken dönem yaşam deneyimi tariflemişlerdir. Bunlar;

1- İhtiyaçların zarar verici biçimde engellenmesi: Çocuğun sevilme, kabul görme gibi temel ihtiyaçlarının hiç karşılanmaması ya da çok az karşılanması olarak tanımlanır. Bu durumda çocuk çok az olumlu yaşantıya sahiptir ya da hiç olumlu yaşantısı yoktur. Young ve arkadaşları (2003) erken dönem çevrede karşılaşılan bu tür yoksunlukların çocuğun 'Duygusal Yoksunluk' ya da `Terkedilme' şemalarını geliştirmesine sebep olacağım ileri sürer. Bu bağlamda, yürütülen bu çalışmada özellikle çocuk ihmalinin `Duygusal Yoksunluk' ya da `Terkedilme' şemaları ile ilişkili olabileceğine dair bulgular elde edilmesi beklenmektedir.

2- Travmatize edilme ya da Kurbanlaştırılma: Bu durumda çocuk direkt olarak zarar verici bir eyleme maruz kalır ya da kurbanlaştınlır ki Young ve arkadaşları (2003) bu durumda 'Güvensizlik / Suistimal Edilme', `Kusurluluk/ Utanç' ya da 'Tehlikeler karşısında dayanıksızlık' şemalarının gelişeceğini ileri sürer.

3- İhtiyaçların gerektiğinden fazla karşılanmaya çalışılması, aşırı korunma ve aşırı doyurulma: Çocuk için ölçülü düzeyde alınmasının daha sağlıklı olacağı bazı ihtiyaçların ebeveyn tarafından aşırı düzeyde sunulması olarak tanımlanabilir (Caner, 2009). Böyle bir durumda çocuğun gerçekçi sınırlar ve otonomi ihtiyaçları karşılanmamaktadır. Aşırı korumacı ve manipulatif ya da aşırı izin verici ebeveynlik biçimleri sonucu ortaya çıkar. Bu durumda gelişecek şemaların `Bağımlılık/Yetersizlik', Büyüklenme, Grandiosite' olduğu söylenmektedir.

4- Seçici İçselleştirme / Önemli Diğeriyle Özdeşleşme: Çocuğun seçici olarak ebeveyninin düşüncelerini, deneyim ve davranışlarını içselleştirmesi ve özdeşim kurması olarak tanımlanmaktadır. Çocukken babasından dayak yiyen bir çocuğun babasının agresif tutum ve davranışlarını içselleştirip kendisinin de istismarcı olması buna örnek verilebilir. Ancak gerçekte bu uç örneğin aksine çocuklar ebeveynlerinin bazı davranışlarını içselleştirirken bazılarını ise içselleştirmezler.

iii) Duygusal Mizaç: Her bireyin doğuştan getirdiği yegane, diğerlerinden farklı bir kişiliği olduğuna ve kişiliğin biyolojik temellerinin önemine dair birçok araştırma bulgusu vardır. İşte bazı bebekleri daha agresif, bazılarına daha hareketli, bazılarının da daha utangaç yapan bu mizaç farklılıklarıdır. ŞT modelinde mizaç özelliklerinin doğuştan geldiği ve yalnızca psikoterapi ile değiştirilemeyeceği belirtilmektedir. ŞT modelinde duygusal mizacın acı veren, travmatik çocukluk yaşantılarıyla etkileşime girerek şemaların oluşumunu sağladığı belirtilmektedir. Farklı mizaçların çocukları farklı yaşam olaylarına ittiği de ileri sürülmektedir. Örneğin agresif mizaca sahip bir çocuk şiddet eğilimi olan bir ebeveyni pasif mizaçlı çocuktan daha fazla provoke edecek ve ebeveynin istismarcı özelliklerini daha kolay tetikleyebilecektir (Young ve ark., 2003). Bununla birlikte, Young ve arkadaşlarının (2003) gözlemine göre aşırı derecede olumlu ya da olumsuz çevre mizaçtan üstün olabilmektedir. Örneğin besleyici ve güvenli bir ortam utanaç bir çocuğun bile arkadaş canlısı ve sıcakkanlı olmasını sağlayabilir. Sonraki bölümde ŞT kapsamında tanımlanan şema alanları ve erken dönem uyum bozucu şemalar aktarılmaktadır.

Erken Dönem Uyum Bozucu Şemaların Özellikleri Nelerdir?

ŞT çevresinde Young ve arkadaşları (2003) tarafından erken dönem uyum bozucu şemaların doğasının aşılmasını kolaylaştıran bazı ortak özellikler betimlenmiştir. Aşağıda bu ortak özellikler üzerinde durulmuştur.

Erken dönem uyum bozucu şemalar çocukluk ve ergenlik döneminde tekrarlayıcı şekilde yaşanan zarar verici deneyimlerden oluşmaktadır. Bununla birlikte bu şemalar çocuklukta yaşanan travmalarla ilişkili olsa da her uyum bozucu şemanın kökeninde çocukluk travması yoktur. Yani çocukluk travması erken dönem uyum bozucu şemanın oluşması için bir gereklilik değildir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde oluşan bu şemalar daha sonra yaşanan olaylarla tetiklenerek aktive olmakta ve kişinin davranışlarına yön vermektedir. Birey yaşadıklarını, tetiklenen şemanın süzgecinden geçirerek yorumlayıp, buna göre hareket etmektedir.

‘Bilişsel tutarlılık' eğilimi nedeniyle birey şemalarıyla ters düşen durum ya da olaylarla karşılaştığında ise, çeşitli başa çıkma stratejilerini kullanarak bilgiyi çarpıtmakta ve şemalarıyla uyumlu hale getirmektedirler. Bu durum gittikçe şemaların değişime daha da dirençli hale gelmelerini sağlamaktadır. Bu durum şemaların hayatta kalma savaşı olarak adlandırılabilir.

Kaynak: Kaya-Tezel, F., Tutarel-Kışlak, Ş., Boysan, M. (2015). Relationships between Childhood Traumatic Experiences, Early Maladaptive Schemas and Interpersonal Styles. Arch Neuropsychiatr 2015; 52: 226-232.

ERKEN DÖNEM UYUM BOZUCU ŞEMA NE DEMEKTİR?

Erken dönemde uyum bozucu şemalar kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde kendiliğine ve diğerlerine dair geliştirdiği, uzun vadede ise bireyin psikolojik uyumunu genel yaygın bilişsel temalardır. Bununla birlikte bu şemalar sadece bilişsel düzeyde gelişmekte kalmayıp; anılar, duygular ve bedensel duyumlardan da oluşur. Kişinin yaşamı boyunca gittikçe karmaşıklaşır ve önemli bir dereceye kadar işlev bozucudur.

Erken dönem uyum bozucu şemalar çocuğun çevresindeki gerçekliğe dayalı temsiller olarak kabul edilir. Genellikle çok güçlü olan ve erken dönemde gelişen temalar, çekirdek aile içinde ortaya çıkarlar. Sonraki dönemde gelişen şemalar çok güçlü ve yaygın değillerdir. (Lewis,2005;young ve ark., 2003; Harris ve Curtin, 2002.)

Kaynak: Kaya-Tezel, F., Tutarel-Kışlak, Ş., Boysan, M. (2015). Relationships between Childhood Traumatic Experiences, Early Maladaptive Schemas and Interpersonal Styles. Arch Neuropsychiatr 2015; 52: 226-232.

Bilgi Talebi

Not kısmına iletişim bilgilerinizi yazınız!